28 Haziran 2008 Cumartesi
YENİ BANYOM :)
17 Haziran 2008 Salı
İTALYAN LİSESİ

12 Haziran 2008 Perşembe
BANYOSUZ KALDIM
Banyosuz kaldım arkadaşlar, artık banyomun yerinde bir harabe ve moloz yığını var. Taş üstünde taş bırakmadılar. Bu nedenle Nimbus ile ben annemlere taşındık. Eski odamıza yerleştik. İkimizin de yabancı olmadığı bir mekan :) Ben 1984-2005 yılları arasında ordaydım. Nimbus'un da ilk bildiği ev orası. O günlerden farklı olarak şimdi bir de Mutlucan da var ailemizde. Bu önemli bir şey çünkü iki kedi birbirleriyle hiç anlaşamıyorlar. Annemin sürekli trafik polisliği yapması gerekiyor. "Sen şu odaya gir sen şu odadan çık" diyerek hiç karşılaştırmamaya gayret ediyor kedileri. Karşılaşınca ne oluyor diye soracak olursanız, kan gövdeyi götürüyor diyebilirim. Bir dönem annemlerin evinde tadilat olduğunda 40 gün kadar Mutlucan bizim evde kalmıştı. Süre bu kadar uzun olunca ben birbirlerine alışacaklarına emindim ama ne gezer. Arpa boyu yol katedemedik. Neyse bu sefer ki birlikteliğimiz en iyi ihtimalle 1 hafta sürecek. Tüm banyo yıkılacak. Borular değişecek. Fayanslarla birlikte banyonun düzeni de değişecek. Artık bir küvetim değil, bir duşakabinim olacak. Neye benzeyecek nasıl olacak bilmiyorum ama en azından temiz ve yeni olacak. Son dönemlerde küvetime bakıp bakıp ne kadar eski ve çirkin olduğunu düşünüyordum. Sonunda düşünce gücümle onu yok ettim :) Şaka bir yana 25 yıllık binada tüm tesisat eskimiş, alt katıma su akıtıyordu. Onun için böyle bir operasyona girdik. Tüm dairelerde sırasıyla bu işlem yapılıyor şu aralar. Benden önce alt katımda vardı. Benden sonra üst katımda olacak. Artık yeni banyomun fotoğrafalarını çeker bloguma koyarım.
11 Haziran 2008 Çarşamba
KUMAR-İÇKİ-GECE HAYATI :)
Son zamanlarda pek sesim soluğum çıkmıyor. Napıyorum, ne ediyorum diye merak edenlere kısa bir özet geçeyim. Aşkta değil kumarda kazanıyorum :) Şaka bir yana son zamanlarda iş yerindeki arkadaşlarla iş çıkışı kağıt oynamaya sardık. Pis 7'li ile başlayan maceramız, pokerle devam etti. Aralarda sessiz sinema ve playstation da oynuyoruz ama bunların içinde en çok poker sardı bizi. O kadar çok sardı ki bir araya gelemesek de facebook üzerinden oynuyoruz. Çok zevkli tavsiye ederim. Onun dışında geceleri dışarı çıkıyoruz. Yıllardır ayrı kaldığım gece hayatına hızlı bir dönüş yaptım. İşten eve gidip, yemek yiyip, dizi izlediğim dönemlerden sonra iyi geldi valla. Dışarda ne güzel bir hayat var. İstanbul'da haftanın 7 günü sabahlara kadar hareket bitmiyor. Eğlenmeyi ne çok seven bir toplumuz. Avrupa'da belli bir saatten sonra herkes evine çekilir. Eeee ne de olsa erken yatıp erken kalkıyorlar. Ben ise 10'da iş başı yapıyorum :) Tabii onlar en geç saat 17.00'de paydos ederlerken ben en iyi ihtimalle 19.00'da çıkıyorum. Neyse konumuza geri dönecek olursak kendimi sokaklara attım bu dönem. Yiyelim içelim politikası izliyorum :) Özellikle hafta sonları o bar senin bu bar benim gezip dans edip şarkı söyledikten sonra eve dönmeden önce midye dolma faslımız var. Güzel şehrimin bir güzelliği daha. "Aç abi aç" diyerek 60-70 midyeyi mideye indiriyoruz. O saatte o limon sıkılmış midyeler lokum gibi geliyor valla. Sonra sabah ezanına müteakip yatak yolu gözüküyor. Ertesi sabah yorgunluk oluyor ama değer...
1 Haziran 2008 Pazar
TİYATRO FESTİVALİNİN ARDINDAN

Bir tiyatro festivalini daha bitirdik. OHHHH diyebilir miyim? Şükür bitti :) Valla paramızla rezil olduk. Resmen sabrımız sınandı. Geçen pazar Ölüm Hastalığı'na gittim. Ünlü Fransız sinema sanatçısı Fanny Ardant'ın tek kişilik bir oyunu. Nasıl durağan, nasıl sıkıcı anlatamam. Üstelik de Fransızca. Kadın 1 saat boyunca anlattı da anlattı. Oyunculuk namına hiçbir şey yok. Kadın anlatıyor biz dinliyoruz. Aslında dinlemiyoruz da üstten geçen tercümesini okumaya çalışıyoruz. Yok ya tiyatro bu olmaz diye çıktım salondan. Bir tomar para vermesem sonunu da beklemezdim ya hadi sabır sabır diye sonunu getirdim. Dün gece de Operation: Orfeo'yu izledim. Aman diyeyim size aman aman... Danca opera nasıl geliyor kulağa bilmem ama pek fenaydı. Fenanın fenası. İlahiler ve opera. Yine oyunculuk yok. Stilize hareketler var. Müthiş bir görsel şölen ama yine sıkıcının sıkıcısı. Bir sürü insan salonu terk etti. Ama bir sürü insan da elleri çatlayana kadar ayakta alkışladı. Valla ben de sabrımdan dolayı kendimi alkışladım. Sonuna kadar dayandığım için kendimle gurur duydum. Biz bu işten anlamıyoruz diyeceğim ama yok ya ne anlamaması, biz de anlamıyorsak kim anlayacak? Üstelik oyun sırasında 2 kere elektrik kesildi. Daha doğrusu arıza çıktı. Bir de kedi geçti sahneden :) Komedi valla. Biliyorum ben Tanrı sabrımızı sınadı :) Neyse geçti bitti. OHHHHHH.....
23 Mayıs 2008 Cuma
GEYİKLER LANETLER

Festivaller geçiyor güzel şehrimden. Yılın en güzel zamanı. Gün olmuyor ki bir yerde bir festival, bir konser, bir etkinlik olmasın. Herkese göre, her zevke göre bir şey var. Yeter ki gitmek iste. Ne partiler bitiyor, ne şenlikler... Geçen Cumartesi akşamı Beyoğlu'ndaydım. İstiklal Caddesi'nde yürürken dedim ki kendi kendime dünyanın başka hangi şehrinde gece hayatı bu kadar renkli olabilir. Benim bildiğim hiçbir büyük Avrupa şehrinde yok böyle bir şey. Gece-gündüz kalabalık, yaz-kış dolu bu İstiklal Caddesi. O kadar çok cafe, bar var ki saymak mümkün değil. Herbiri ayrı telden çalıyor ve herbiri de dolu. İnsanlardan yürünmüyor ara sokaklarda bile. Üstelik 19 Mayıs nedeniyle bir sürü insan da güneye kaçtı. Gece hayatı nedeniyle Bodrum'u tercih edenler bir de buranın halini görsün diye geçirdim içimden. Var mı buradan daha güzel bir gece hayatı başka bir yerde? Bir de tiyatro festivali coşkusu sardı şimdi Beyoğlu'nu. Değmeyin keyfime :) Dün akşam festivaldeki ilk oyunumu izledim. İtalyan Arca Azurra Teatro'nun çok güzel bir "Geyikler Lanetler" yorumu. Murathan Mungan'ın müthiş eseri. Oyun zaten masal gibi şiir gibi. Bir de İtalyanca olunca melodik olmuş, tadından yenmez. O kadar yakışmış ki İtalyanca bu kadar olur. Valla kulaklarımın pası gitti. Oyun aldı beni götürdü çoook uzaklara. Zamansız, mekansız diyarlara. Ruhumu okşadı resmen haz verdi. Murathan Mungan sahneye çıktığında ellerim patladı alkışlamaktan. Bu kadar mı güzel yazılır kardeşim. Oyuncular da o kadar anlam kattılar ki sözlerine, o kadar yaşadılar ki içlerinde. Abartısız, çok temiz bir iş çıkardılar. Göremeyenler için üzgünüm bir tekrarı daha yok.
17 Mayıs 2008 Cumartesi
BU MUDUR?
Nil Karaibrahimgil - Bu Mudur?
Aşk...
Kalbim vurulmuş mudur?
Ça çarpıp durmuş mudur?
Bu Mudur?
Modern zamanlarda aşk
Yorulmuş mudur?
Bu Mudur?
Yanıp sönerken ne güzeldi
Ne güzeldi ne güzeldi
Kayıp giderken ne güzeldi
Ne güzeldi ne güzeldi
Aşk..
Senin kalbin boş mudur?
Çalsam evde kimse yok mudur?
Bu Mudur?
Modern zamanlarda aşk
Dibdidirırum budur
Bu Mudur?
Yanıp sönerken ne güzeldi
Ne güzeldi ne güzeldi
Kayıp giderken ne güzeldi
Ne güzeldi ne güzeldi
Aşk...
Aşk...
Nefesler tutulmuş mudur?
Atmosferde aşk yok mudur?
Bu Mudur?
Modern zamanlarda aşk
Buharlaşıp uçmuş mudur?
Bu Mudur?
Yanıp sönerken ne güzeldi
Ne güzeldi ne güzeldi
Kayıp giderken ne güzeldi
Ne güzeldi ne güzeldi
Aşk...
ZORU SEVİYORUM

Hayata karşı duruşu olan insanları seviyorum. Tabuları umursamayan, klişelerden uzak duran, kendi tarzını yaratan insanları... Ruhu çocuk insanları seviyorum yani kendi bildiğini okuyan, içinden geçeni yapan. Ele avuca sığmayan, çılgın insanları seviyorum. Kedi gibi kıçına kuyruk başına buyruk insanları... Zor insanları seviyorum, elde etmesi zor, anlaması zor, birlikte yaşaması zor insanları... Mazoşist değilim elbette. Annemin dediği gibi zor olan hayatı daha da zorlaştırma derdinde hiç değilim. Ama mücadeleyi seviyorum. Çabalamayı seviyorum. Keşfetmeyi seviyorum. Kolay olan beni çekmiyor. İş, aşk herşey için geçerli bu. Farklı düşünen insanları seviyorum. Daha doğrusu saygı ve hayranlık duyuyorum onlara. Ve bundan daha çekici bir şey yok benim için :)
7 Mayıs 2008 Çarşamba
DALGALANDIM
Ben de bu aralar dalgalandım ama durulamadım maalesef :)
GRİPİN - DALGALANDIM DA DURULDUM
Yar deyip de sinene sarsan beni
Bir gün öldüreceksin en sonunda sen beni
Dalgalandım da duruldum
Koştum ardından yoruldum
Binlerce güzel sevdim de
En son sana vuruldum
Yaktın yıktın kül ettin, erittin beni
Mecnuna döndürdün, mahvettin beni
Aşık gibi sevmezsen, kardeş gibi sev beni
6 Mayıs 2008 Salı
NASIL GEÇTİ 1 AY?
Son bir ay çok hızlı, çok inişli çıkışlı, her anlamda yoğun geçti. Başım döndü, midemlerde kelebekler uçtu, bazı günler uyuyamadım, bazı günler ağzım kulaklarımda dolandım. Çok çalıştım, çok gezdim. Kısacası son bir ayı dolu dolu geçirdim. Buraklar ziyarete geldi Almanya'dan, Burcu iş için geldi İzmir'den, Kaya fuara geldi Denizli'den. Misafirim boldu. Film Festivalini takip ettik Filiz'le, Büyükada'ya gittik iştekilerle. Burcu ile Boğaz yaptık. Buraklarla Beyoğlu. Gezdik içtik. Ohhh... İşler çok yoğundu sürekli bir telaş, sürekli mesai. Koştur koştur dur. Bir de üstüne geçmişten, 14 yıl önceden bir anı. Karıştım arap saçına döndüm. Sonra yeniden kendimi çözdüm. Şimdi yeni aya yeni heyecanlarla başlamanın keyfini yaşıyorum.
23 Nisan 2008 Çarşamba
BÜYÜKADA



Bugün 23 Nisan yani Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olmanın dışında Büyükada'daki Aya Yorgi kilisesinde adak günü. Her sene yüzlerce insan bugün oraya adak adamaya gidiyor. Ama işin ilginç yani ben çocukluğumdan beri Büyükada'ya giderim, tepeye tırmanır, o küçük Ortodoks kilisesine adak adarım, a gününün 23 Nisan olduğunu son yıllarda öğrendim. Açıkçası bir anlam da veremedim yani niye tek bir günle sınırlansın ki. Bir kere yanlışlıkla 23 Nisan'da hazır tatil, hava da güzel adaya gidelim fikrini o günün adak günü olduğunu bilmeden deneyimledikten sonra şu öğrendim ki: Adaya her gün gidilir, o gün gidilmez. Gitmek bir dert, dönmek bir dert, fayton bulmak, kiliseye girmek, hatta yemek yemek bile dert... Bu nedenle biz klasik bahar ziyaretimizi ve 2008 ibadetimizi :) geçtiğimiz Cumartesi günü gerçekleştirdik. Bugün gidenlerin allah yardımcısı olsun. Valla Cumartesi günü bile ciddi bir kalabalık vardı. Bizim vapur nasıl batmadı bilmem. Tıkış tepiş, üst üstte, altta altta her adaya mütemadiyen uğrayarak bir buçuk saatte adaya vardık. Önce güzel bir çay içtik iskelede, sonra atladık faytonlara tıngır mıngır yola koyulduk. Hava nasıl güzel anlatamam, ne sıcak, ne de soğuk. Güneş tüm haşmetiyle kendini gösteriyor ama yakmıyor. Her yer yemyeşil bahar kıyafetine bürünmüş. Neyse efendim Lunapark'a kadar faytonla geldik. Sonra yokuşun başında arkadaşlar dediler ki tepeye kadar konuşmak yok sadece adağını düşüneceksin. Hoppala bu da yeni mi çıktı, ben yıllarca konuşarak çıkmışım o yokuşu şimdi mi konuşmayacağım. Tabii ki konuşarak çıktım bunca zaman yaptığım gibi :) Adağımı adadım. Bir önceki gelişimde adadığım şey olduğu için yağımı götürdüm. Sonra da hep beraber yemek olayına girdik. Temiz havada yürüyüş öyle bir acıktırdı ki beni, ben bile şaşırdım çünkü son günlerde ciddi bir iştah sorunum var. Köfte, patates, bira, salata ne varsa tabağımda büyük bir iştahla sildim süpürdüm. 2 biranın ardından şarkılar söyleyerek indik yokuştan :) Atladık faytonumuza düştük dönüş yoluna. Yorgun, mutlu, çakır keyif. Eeee ne beklenir günün sonunda. Eve dönüş ve uyku değil mi? Yanıldınız biz yeni maceralara doğru koyulduk. Onu da anlatmak başka bir güne kalsın :P
18 Nisan 2008 Cuma
ARANIYOR SAHİBİ RUHUMUN
Bu sene Eurovision şarkı yarışmasında bildiğiniz üzere bizi Mor ve Ötesi temsil ediyor. Çocukluğumdan beri izlerim Eurovision'u ama son yıllarda cidden sevdiğim işler çıkıyor. Gerçekten gönülden destekliyorum bizimkileri. Bu sene ki şarkıyı da çok sevdim. Hatta o kadar çok sevdim ki sabah akşam dinliyor, dinlemediğim zamanlarda da söylüyorum. Şarkı sözleri de pek manidar. Duygularıma tercüman olmuşlar adeta :)
Mor ve Ötesi - Deli
Aranıyor sahibi ruhumun
Tam yerine mi düştüm
Direniyor faili tutkunun
Kızmış ve küçülmüş
Aranıyor sahibi ruhumun
Tam yerine mi düştüm
Direniyor direniyor direniyor
Beni büyütün, ağlatmayın
Sevginiz nerde övündüğünüz
Beni büyütün, ağlatmayın
Sahte düşlerle oyalamayın
Bir akıllı bir yarım deli
Dört yanım akıllı bir yanım deli
Herkes akıllı bir ben deli
Bir ben deli bir ben deli
Beni büyütün, ağlatmayın
Sevginiz nerde övündüğünüz
Beni büyütün, ağlatmayın
Sahte düşlerle oyalamayın
17 Nisan 2008 Perşembe
DÜN DÜNDE KALDI
Akarsu gibi donmadan akmak gerek.
Dün geçti gitti, dün gibi, dünün sözü de geçti.
Bugün, yepyeni bir söz söylemek gerek.
14 Nisan 2008 Pazartesi
GAEL GARCIA BERNAL

13 Nisan 2008 Pazar
FESTİVAL ZAMANI

İstanbul'a bahar ile festival birlikte gelir. Önce sinema, sonra tiyatro, sonra müzik, sonra jaz... Hepsini takip etmek imkansız olsa da birkaç ay boyunca sanata doyarız biz İstanbullular. Her konuda ayrıcalıklı olduğumuz gibi bu konuda da ayrıcalıklıyız :) Üniversite yıllarında başlayan bu festival müdavimliği kısa sürede bağımlılık yapar ve her sene ucundan kıyısından da olsa takip edilmesi gereken bir etkinliğe dönüşür. Açıkçası üniversite yıllarındaki kadar takip etmek güç tabii. O zaman dersten çıkar sinemaya koşardım. Bir günde üst üste 3 film seyrettiğimi bilirim. Şimdiyse acaba mesaiden çıkıp 21.30'a yetişebilir miyim diye bir endişe yaşıyorum. O zaman para yoktu şimdi vakit yok :) Bu hafta sonu 3 film izledik Filiz'le. Üçü de birbirinden keyifliydi. Bu vesileyle organizasyonu yapıp biletleri alan ama son anda Ankara'ya gitmek zorunda olduğu için aramıza katılamayan Selvinciğime kocaman teşekkürlerimi yolluyorum. Ve size de DVD'den izlemeniz için 2 film önerisinde bulunuyorum.
İlki Michel Gondry'nin Rüya Bilmecesi'nden sonraki filmi "Lütfen Başa Sarın"
Hayatta kaybetmeye mahkûm iki adamın mahallenin ünlülerine dönüştüğü benzersiz bir komedi. İkincisi ise Ünlü Amerikalı yazar Paul Auster'in ilk sinema filmi "Martin Frost'un İç Dünyası"
Akıllarda yer edecek bu nükteli mesel, bize tanımlama ve etrafımızdaki dünyayı görme şeklimizi sorgulamamızı isteyen felsefi bir gizem sunuyor.
Ayrıca Rolling Stones severler için Scorsese'nin çektiği "Shine a Light"da kaçırılmaması gereken bir belgesel.
11 Nisan 2008 Cuma
9 Nisan 2008 Çarşamba
8 Nisan 2008 Salı
AAAAAHHHH!!!

Anlatacak o kadar çok şey ama yazmaya değer o kadar az şey var ki aslında elim bir türlü gitmiyor bloguma. Hayat akıp gidiyor bir yerlere ama ben de bilmiyorum nerelere. Hafta içi ciddi bir biçimde işte geçer oldu. Gözümü açıyorum işe gidiyorum, gözümü kapayacakken eve dönüyorum. Anlamsız manasız bir koşuşturmadır gidiyor işte. Haftanın 5 günü, günün 9 saati kesinlikle yetmiyor. Yetmediği için de gecelere sarkıyor. Bana da kendime ayıracak zaman kalmıyor. Hafta sonları için çeşitli planlarım var. Ama henüz geçemedim bir türlü harete. Spor yapmak istiyorum, yoga yapmak istiyorum, tango yapmak istiyorum, dalmak istiyorum... İstiyorum da istiyorum... Bir türlü bir karar verip başlayamıyorum. Kendime güvenmiyorum, başlayıp da yarıda bırakmak istemiyorum. Bir sürü bahanem var işte, hangi birini anlatayım :) Aslında başımı alıp gitmek istiyorum uzaklara. Acaba cep telefonsuz, internetsiz, televizyonsuz kaç gün geçirebilirim tek başıma. Valla ben de bilmiyorum. Şöyle kendi kendime kalsam bir kafamı toplasam. Yapabilir miyim dersiniz? Ayrıca nereye gideceğim? Ne zaman gideceğim? Alın işte bir sürü soru işareti daha... Garip şeyler oluyor bugünlerde hayatımda ilginç tesadüfler, ilginç içdönüşler yaşıyorum. Hepsinin bir nedeni var biliyorum. Bana mesaj gönderiyor evren farkındayım. Aldım mesajların birçoğunu değerlendireceğim. Biraz bırakacağım elimdeki dizginleri. Kıracağım kuralları. Her zaman mantıklı, akıllı, planlı programlı olmak durumunda değilim. İnsan hata yapmaktan, güçsüz olmaktan bu kadar mı korkar ? Ne yorucu... Salmak lazım arada kendini. Salacağım ben de bakalım ne kadar salabilirsem :)
4 Nisan 2008 Cuma
ŞARKILAR KONUŞSUN
Belki Alışman Lazım - DUMAN
Orada bir adam var
Adamın içi dapdar
Beyni başı patlar
Kendinden geçer
Onu bunu bilmez
Bildiğini görmez
Görmeden inanmaz
Kendinden geçer
Yeter yeter
Yalnız mı kaldın
Bir tek sen mi varsın
Yanlız mı kaldın
Belki alışman lazım
Bu yanlızlığa
Belki katlanman lazım
Orada bir kadın var
Kadının içi dapdar
Beyni başı patlar
Kendinden geçer
Onu bunu bilmez
Bildiğini görmez
Görmeden inanmaz
Kendinden geçer
Yeter yeter
1 Nisan 2008 Salı
2 ŞARKI 1 İNSAN
RÜZGAR - Nil Karaibrahimgil
İnsan yalnız kalamaz, yapamaz
Döner durur yatağında, uyuyamaz
Ben seni kaybettim, anladım
Gündüzleri gecelere zor bağladım
Hani zaman herşeye ilaç ya, yalanmış
Hani aşklar hep gelip geçer ya, kalırmış
Rüzgar esti üstüme üstüme üstüme
Seni vurdu yüzüme yüzüme yüzüme
İnsan yalnız kalamaz, yapamaz
Döner durur yatağında, uyuyamaz
AKBABA - Nil Karaibrahimgil
Rakı olmasın
Şarap olmasın
Madem sen yoksun kafam olmasın
Gündüz olmasın
Gece olamasın
Madem sen yoksun günler akmasın
Sensiz nasılım bak bana
Gel de bir çorba yap bana
Madem öldürdün
Akbaba olmasın
Akraba olmasın
Eğer sen yoksan kimsem olmasın
N'olur olmasın!
















