29 Kasım 2007 Perşembe

REIKI- Değişime önce kendinden başla!

5 TEMEL PRENSİP:
  • KIZMA
  • ENDİŞELENME
  • DÜRÜST OL
  • SAYGILI OL
  • ŞÜKRAN DUYGUSUYLA YAŞA
Kızgınlığın nedenlerinin bulunması ve sevgiye dönüştürülmesi çok önemlidir. Kızgınlığın temelinde korkular vardır ve bunun ileri safhasında bedensel rahatsızlıklar ve hastalıklar başlar. Kızgınlık duygusu yaşanır ancak önemli olan, bunun sonrasında başkalarını ve kendimizi affedebilmektir. Kızgınlık oluştuğu anda derin bir nefes alın ve bir ara verin. "Şu an yaşadığım her şeyi tam olduğu haliyle kabul ediyorum" dedikten sonra bu kızgınlığın nedeni olan korkularınızı bulup, sevgiye dönüştürün.

Endişe, bilinçaltındaki korkuların geleceğe yansımasıdır. Kendinizi endişe ve kaygılardan arındırın. Ancak bunun olabilmesi için korkuların bitmesi gerekir. Bu da geçmişi temizlemekle olur. Geçmiş temizliği aslında o anı temizler, dolayısıyla da geleceği. Geçmişe ve geçmişte yaşadığınız her şeye şükredin. "Şu an geçmişte yaşadığım hangi olayı temizlemek hayrıma ise gözümün önüne getir" diye niyet ettikten sonra korkularınızı bulup sevgiye dönüştürün. Affedilecekleri affedin.

Yalanın altında da korkular vardır. Korkularımız nedeniyle hem kendimize hem de başkalarına sürekli yalan söyleriz. İçinizdeki korkuların kirlerini Reiki temizler, ama önce kendinize karşı dürüst olmalısınız.

Hayatımızda karşılaştığımız herkes bize bir şey öğretir veya gösterir. Başkalarından aldığımız öğretiler için şükran duymayı öğrendiğimizde, kendimize olan saygı ve inancımızı da geliştirmiş oluruz. Kendimize duyduğumuz sevgi ve saygıyı herkese hissedebilmeliyiz. "Kendine saygı duyarsan, başkalarına da saygı duyarsın." Hepimiz bir bütünün parçasıyız. Hepimiz eşitiz. Kimse diğerinden daha üstün değil.

Yaşadığımız ve yaşamakta olduğumuz her şeye şükretmeliyiz. Hiçbir şey tesadüfen olmadı. Şükretmek evrendeki akışı anlamamıza/hissetmemize de olanak sağlar.

31 Ekim 2007 Çarşamba

Harvey Nichols




Şu Harvey Nichols'ı hepiniz biliyorsunuz herhalde. Astronomik fiyata dünyaca ünlü markaları satan Kanyon'daki meşhur mağaza. Ben bir gün sırf merakımdan girip gezdim. Fiyatlara bakmaktan ürünlerin güzelliğini göremedim bile. Valla ülkemde bir ayakkabıya 3000 dolar verebilecek insanlar da varmış meğerse. Neyse zenginin parası züğürtün çenesini yorar. Fazla uzatmayayım. Bu kampanyayı görünce reklamcı duygularım kabardı. Tam benlikmiş millet neler yapıyor biz neler yapıyoruz. Reklamcı değil tabelacıyız vesselam.

26 Eylül 2007 Çarşamba

YASAKLILAR LİSTESİ

Evet yasaklılar listesini açıklıyorum:
Bugün itibariyle
Çikolata
Cips
Kola
Şeker
Pasta
defteri kapanmıştır.
OFFF YA HEPSİNİ DE ÇOK SEVİYORUMMM...

ACİL DİYET YAPMAM LAZIM!!!

Bugün giyinirken aynada baktım kendime
BU NE YA BU BEN MİYİM?
Bu hafif göbekli etine buduna dolgun kadın BEN MİYİM?
Annem kemiklerin sayılıyor derdi.
Şimdi tombul kızım diye seviyor.
NOLUYOR BANA??? Ne zaman bu kadar semirdim???
İşte yediğim fast foodlar yaramış belli. Meyvelerini topluyorum.
Tartıya çıktım tam 57 kiloyum.
Valla 29 yıllık tarihimde böyle bir sayı yok.
Derhal silkelenmeli ve kendime gelmeliyim. Hedefim 52.
Buradan duyuruyorum ya o 5 kilo gidecek ya da gidecek.
36 bedenden 38'e geçmeye, dolaptaki kıyafetlerimi atmaya hiç niyetim yok!!!
SMALL'u seviyorum MEDIUM'a hayır.
Çünkü biliyorum ki bu durumu kabullenirsem.
38 beden 40 olur. MEDIUM, LARGE olur. Aman diyeyim.
Acil önlemler almalıyım. Demet'e duyurulur.
Hemen bana bir yol göstersin yoksa kendimi ilk diyetisyenin kapısından içeri atacağım.
Bu gece sıkı yönetime başladım.
Akşamki menümde 1 ARMUT, 1 ELMA, 1 MUZ, 1 MANDALİNA vardı.
Sabah da Nesfitle başlarım güne, ne eğlenceli :)

19 Eylül 2007 Çarşamba

NASIL GEÇTİ BU YAZ?

Yaz nasıl geçti hiç anlamadım. Zaten bu aralar günler, haftalar nasıl geçiyor onun da farkında değilim. Bir hengame içinde koşturup duruyoruz. Ne için, kimin için bilinmez. Yatıyoruz, kalkıyoruz. Bir sabah oluyor, bir akşam oluyor. Arada noluyor bilinmez. Tek bildiğim yaşamak için çalıştığımız. Peki yaşamak nefes almak mı? Tabii ki kastettiğim o değil. Nefes alıyoruz ama yaşamıyoruz. Sadece zoraki ihtiyaçlarımızı yerine getiriyoruz. Yiyiyoruz, uyuyoruz vs.
Yazın bir ara tatile gitmiştim ben Bodrum'a. Hayal meyal hatırlıyorum. Çok güzeldi. Bir hafta sonu da sevgilimle Bozcaada'ya kaçmıştık. Harikaydı. Onun dışında hiçbir şey hatırlamıyorum nasıl geçti bu yaz? Ne zaman geldi sonbahar?

14 Eylül 2007 Cuma

HAFTA SONU :) :) :)


Bu hafta yine çok yoruldum. Ama değdi. Bugünkü sunum çok iyi geçmiş.
Kampanyayı satmışız. Filmime bayılmışlar :)
Hafta sonu için planım:
DİNLENMEK, DİNLENMEK, DİNLENMEK...
Fazlasıyla hak ettiğimi düşünüyorum ve
TEMBELLİK YAPMAK İSTİYORUM!!!

11 Eylül 2007 Salı

Sonunda Ben De Teknolojiyle Buluştum!!!


Sonunda paraya kıydım bir laptop aldım. Aslında uzun süredir aklımdaydı ama sürekli erteliyordum. Dün gazetede tam sayfa bir ilan "Vatan Bilgisayarda Card Finans sahiplerine %25 indirim". Laptop almak istediğimi sağır sultan duydu. Onun için ilanı gören koştu getirdi gazeteyi masama. Sadece tek günlük bir kampayaymış. Kaçırma dediler kanıma girdiler. Öğle tatilinde gittik bakmaya. Bakmakla kalmadık o gazla aldık. Bakalım hayırlısı taksitlerini kim ödeyecek :) Şaka bir yana çok uzak kalmışım teknolojiden. Bugün ilk defa web cam'i ile sesli chat yaptım Ebruşkoyla. Görüntülü telefon dedikleri şey meğerse buymuş :) Sonra Temetciğimi gördüm. Taaa Hamburg'daki evine misafir oldum. Ne güzel şeymiş kardeş ben araba varken at arabasıyla geziyormuşum... Herkesi MSN'e beklerim. Gelin yüzyüze yazışalım. Görün ne haldeyim. Nasıl çöktüm. Saat 2.30 ben hala ajanstayım da... Acındırayım dedim biraz kendimi.

7 Eylül 2007 Cuma

Gece-Gündüz Camda Beni Bekler...


Biricik kedim Nimbus, bizim evin efendisi... Hatta evin hanımı diyebiliriz...
Ne de olsa evde yaşayan o. Ben misafir sayılırım. Geceden geceye uyumaya gidiyorum sadece.
O da sağolsun her gece kapıda karşılıyor beni. Buyur ediyor içeriye. Üç beş muhabbet ediyoruz.
Çenesi pek düşüyor akşamları. Ne yapsın tüm gün konuşacak kimse yok evde.
Sıkılıyor haklı olarak. Başlıyor anlatmaya... Anlatacak ne varsa...
Bence anlatmaktan ziyade söyleniyor. Kapris yapıyor. İlgi çekmeye çalışıyor.
Sanmayın ki derdi yemek. Tabağına doldurduğum mamanın yüzüne bile bakmıyor.
Takılıyor peşime. Ben salona o salona, ben tuvalete o tuvalete. Ben yatmaya o yatmaya.
Maksat beraber olmak. Ne kadar yanımda olsa o kadar kar sayıyor kendine.
Çünkü biliyor ki ben sabah yine gideceğim. Gece yarısından önce de dönmeyeceğim.
Tüm gün tek başına kalacak evde. İyi bir ev sahibi olduğu için misafirene gereken özeni gösteriyor kendince. Sohbet ediyor, sürtünüyor, ne yaparsam yapayım bana refaket ediyor.
Birlikte yatıp birlikte kalkıyoruz. Uyurken de temas önemli. İllaki vücuduma deyecek vücudü.
Sabah saat çalana kadar rahatsız etmiyor beni. Yataktan bile kalmıyor.
Ama ne zaman ki çalar saat çalıyor. Hemen uyanıyor.
Uyanmakla da kalmıyor beni de uyandırmaya çalışıyor. İşe geç kalma der gibi.
Üstüme çıkıyor. Yüzümü yalıyor. Saçımı çekiyor. Patisiyle burnuma dokunuyor.
Artık uyandırana kadar elinden ne gelirse yapıyor.
İşe gitme vakti geldiğinde de, kapıya kadar geçiriyor beni.
Sonra ev onun. Ne yapar tüm gün bilinmez. Yemek ve temizlik yapmadığı kesin ama :)
Eski evde beni camda beklerken bulurdum onu. Beni sokakta görünce bağırmaya başlardı.
Burada camı görme imkanım yok. Ama beni dört gözle beklediğini biliyorum.
Apartmandan içeri girince sesini duyuyorum. Taaa giriş katına kadar geliyor sesi.
Benim gerdiğimi nereden anladığı ise bir muamma.
Şu anda saat 22.00. Bekliyordum kızım yine beni.
Ama daha çoook bekleyecek çünkü işim çoook :(





4 Eylül 2007 Salı

İŞ İŞ İŞ Bu ne İŞ?


Her gece mesai
Gözlerimin altı oldu çizgi çizgi

Her gün hazır yemek
Bu her ay artı iki kilo demek

Her saat gençliğim gidiyor
Çalışmak acaba modern kölelik mi demek?


31 Ağustos 2007 Cuma

4 KAFADAR KALDIK 3 KAFADAR

Sene: 1997...

Yer: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dramaturji Bölümü...

İnsanlar daha dramaturjinin ne demek olduğunu bile bilmezken, biz yetenek sınavıyla girdiğimiz bölümde Lessing, Meyerhold, Aristoteles vs okuyoruz. Dördümüzün de ortak noktası tiyatro. Okuyoruz, izliyoruz, tartışıyoruz... Yeri geldi mi birlikte ödev hazırlıyoruz... Ama hayat sadece derslerle geçer mi, hele de 20'li yaşlarının başlarındaysan. İlişkiler, aşklar, ayrılıklar... Anlatacak, paylaşacak o kadar çok şey var ki. Biz de anlattık saatlerce, günlerce, aylarca, yıllarca... O kadar çok şey paylaştık ki. Birbirimizin hayatının bir parçası olduk. Ayrılmaz bir parçası. İnsanlar geldi geçti. Olaylar yaşandı bitti. Evler tutuldu. İsteme kahveleri pişildi. Gelinlikler seçildi. Kınalar yakıldı. Düğünler yapıldı. Kafalar çekildi. Hayaller kuruldu...

Sene 2007...

Yer: Ortaköy Beltaş Cafe

Aradan koca bir 10 yıl geçmiş. Dört kafadar ne güzel günler yaşamışız birlikte... Ama içimizden biri yüreğinin götürdüğü yere, taaa Hamburg'a gidiyor. Veda zamanı geldi çattı. Söyleyecek çok bir şey yok. İnşallah ÇOK MUTLU OLUSUN TEMETCİĞİM...

27 Ağustos 2007 Pazartesi

RATATOUILLE




Hafta sonu sevimli fare Ramy'nin maceralarını seyretmek için Ratatouille filmine gittik. Kaç zamandır bu filmi bekliyordum. Türkiye'ye biraz geç geldi. Herhalde yazın kimse sinemaya gitmez diye düşündüler. Neyse filme bayıldım. Beklediğim kadar varmış. Pixar bu işi çok iyi yapıyor. Kayıp Balık Nemo ve Sevimli Canavarlar benim favorilerim. Nasıl bu kadar güzel çiziyorlar aklım almıyor. Animasyon işini bitirmiş bunlar. Şimdiki çocuklar çok şanslı. Bizim zamanımızda nerde böyle filmler. Sinemada çocuklar için pek bir şey olmazdı. O yıllara ait hatırladığım tek bir film var: E.T. O zamanlar daha ilkokula bile gitmiyordum. Babam Osmanbey'deki Site Sineması'na götürmüştü beni. O kadar çok sevmiştim ki. Sonra birkaç kez daha götürmek zorunda kaldı. Başka da hatırladığım film yok. TRT'de oynayan çizgi filmler dışında. Ayıla bayıla seyrettiğim tüm animasyonları 20 yaşından sonra seyrettim. Buz Devri bunlar arasındaki favorim. Üstüne tanımam. Ama Ratatouille de kaçırılmayacak bir film. En kısa zamanda DVD'sini de alıp arşivime koyacağım. Ayrıca oyuncağını gören olursa bana haber versin. Almak istiyorum.


23 Ağustos 2007 Perşembe

ESTETİK YAPTIRDIM

Burnuma estetik yaptırdım. Nasıl olmuş :)
Doktor biraz fazla küçültmüş değil mi?
HER ŞEYİN DOĞALI GÜZEL ESTETİĞE KARŞIYIM!!!

ANDY WARHOL


Andy Warhol "Bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak" demişti.
Hadi ama bekliyorum benim 15 dakikalığına ünlü olma sıram ne zaman gelecek?

20 Ağustos 2007 Pazartesi

ANTALYA YAZ AYLARINDA ÇEKİLMEZ

Geçen yaz Antalya Side'de tatil yaptıktan sonra bir daha Temmuz ve Ağustos aylarında buralara gitmemeye yemin etmiştim. Ama hafta sonu iş için yolum yine Antalya'ya düştü. Bu sefer rota Belek'teki Maritim Pine Beach Resort'tu. Hava Antalya standartlarına göre çok sıcak olmadığı halde, o kadar çok nem vardı ki. Hava değil buhar soluyorduk. Neyse tipik bir Yengeç burcu olarak iki arada bir derede, onca koşuşturma içinde kendimi denize attım. Aman Tanrım o da ne, girdiğim deniz miydi yoksa manikür suyu mu? Nasıl sıcak, nasıl keyifsiz, bu kadar olur. Rengi mavi değil yeşil, sözüm ona mavi bayraklı ama bence yeşil bayrak ona daha çok yakışır :) Bir de bulanık ki dibini görmek bir yana kendini göremiyorsun içinde. Neyse kısa bir yüzüşten sonra kendimi havuza attım. En azından onun rengi mavi. Aman aman bu da ne. Getir içinde çay demle. O kadar ısınmış ki jakuzi kıvamına gelmiş. Serinlemek bir yana benim gibi akşam saatlerinde girenler için ısınma vesilesi. Kıssadan hisse sakın bu aylarda Antalya'ya gitmeyin. Ege'nin gözünü seveyim.

16 Ağustos 2007 Perşembe

CECILE ÇEKİMLERİ

Geçen hafta Cecile'in 2007-2008 Sonbahar-Kış Koleksiyonu'nun çekimlerini tamamladık. Estonyalı 18 yaşında bir manken hepimize saçımızı başımızı yoldurdu. Sanmayın ki kapristen filan. Tamamıyla güzelliğiyle. 1.80'nin üstünde boy, Allah vergisi duru bir güzellik. Valla tek kelimeyle kusursuzdu. Yanında hepimiz kendimizi çirkin ördek yavruları gibi hissettik. Neyse ben eksik kalırmıyım. O güzelse ben de güzelim dedim. Kamera karşısına geçtim :)

2 Ağustos 2007 Perşembe

CATMANIA


Sonunda hastalığıma teşhis kondu:
Catmania - Kedi Manyaklığı :)
Bu hastalığın belirtileri:
    • Kedi görünce dayanamamak
    • Sürekli kedilerden bahsetmek
    • Üstünde kedi olan her objeyi satın almak
    • Gördüğü tüm kedileri ellemek
    • Dünyanın en güzel hayvanının kedi olduğunu düşünmek
    • Kedi fotoğrafları toplamak
    • Kedilerle kedice konuşmaya çalışmak
    • Kendini kedilerin koruyucu meleği zannetmek

26 Temmuz 2007 Perşembe

KALBİM EGE'DE KALDI


Cigaramı sardım karşı sahile
Yaktım ucunda acıları
Ağları attım anılar doldu
Ağlar hasretimin kıyıları
Yareme tuz diye
Yakamoz bastım
Tek şahidim aydı
Aman aman
Bir elimde defne
Bir elimde sevdan
Kalbim Ege'de kaldı
Kadehimi vurdum
Karşı yakaya
Efeler kalktı şerefe
Sevgimi attım dostlarım tuttu
Bir ağıt yaktım kadere
Aman efendim
Ayrılık ölümden beter
Canım efendim
Yeter bu hasretlik yeter
Aman efendim
Bana bir merhaba gönder
Canım efendim
Canım efendim

TATİLİN EN GÜZEL YANI LARA'YDI!!!





Tatilden döneli günler oldu ama öyle bir tempoya girdik ki yazmak ne mümkün...

Tatil güzeldi tabii nasıl olur. Deniz, güneş, aile, uyku...

Ama en güzeli Lara idi. Ailemizin en küçük üyesi.

Dünyalar güzeli iyi huylu kızımız Lara. 5 aylık haliyle sitenin ilgi odağı.

Gülücükleriyle ailenin neşe kaynağı. Şekerler şekeri Lara.

Küçük kedi yavrularından sonra ilk defa bir bebeği de çok sevebileceğimi gördüm sayesinde.

Seni şimdiden özledim LARACIĞIM...

6 Temmuz 2007 Cuma

BENİM TATİLİM GELMİŞ :)


Çalışmayı seviyorum...
İşimi seviyorum...
İstanbul'u seviyorum...
Ama deniz deyince deli oluyorum...
Su burcu olduğumdan mıdır nedir, yüzmeyi herşeyden çok seviyorum...
Koskoca senede sadece bir hafta hasret giderebiliyoruz aşkımla.
Onun için daha da bir değerli benim için bu hafta.
Bol bol yüzmek istiyorum. Gece gündüz...
Şemsiye altında kitap okumak, deniz kokusu eşliğinde uyuya kalmak istiyorum.
Bu sene yaşadığım herşeyi unutmak istiyorum.
Herşey Ege'nin serin sularında üstümden aksın gitsin.
Tazeleneyim, yenileneyim, dinleneyim yepyeni bir insan olarak buraya geri döneyim.
Format atmak istiyorum aslında beynime.
Hiçbir şeyi hatırlamak istemiyorum.
Eski ben olmak istemiyorum.
Yepyeni bir Zeynep olarak geri dönmek istiyorum.
Mutlu, neşeli, enerjik, pozitif...
Benim tatilim gelmiş...
Müsadenizle :)


28 Haziran 2007 Perşembe

EBRU GİTMEEEE!!!


Kahkahalarıyla ajansı çınlatan biricik dostum yarından sonra yok.

123'ü tuşlayıp "sigara" dediğimde koşup gelinim olmayacak.

Kime anlatacağım ben şimdi kendimi? Kim beni anlayacak?

Ne güzel kaynatıyorduk oysa ki iki arada bir derede.

Şimdi eskisi gibi olmayacak hiç bir şeyin tadı.

Ne sabah kahvaltıları, ne öğle yemekleri, ne de akşamüstü kahveleri...

EBRU GİTMEEEEEEEEEEE :)


Dost dediğin yaren ile yoldaştır
Belki arkadaştır belki kardeştir
Belki ana baba belki de eştir
Dostluk öyle kolay kurulmuyor ki

Dostluk yaren ile gönül bağıdır
Dostluk duyguların olgun çağıdır
Dostluk bir yemeğin belki yağıdır
Dostluk öyle kolay kurulmuyor ki

Dostluk para ile alıp satılmaz
Elinin tersiyle hemen itilmez
Dostluk bozulursa rahat yatılmaz
Dostluk öyle kolay kurulmuyor ki

Dost olmak özüyle belki barışmak
Sevgiyle güvenle aşkla karışmak
Kendine güvenmek belki konuşmak
Dostluk öyle kolay kurulmuyor ki

Elemde kederde güzel şeylerde
Dağlarda şehir de belki köylerde
Yaşamın sürdüğü her türlü yerde
Dostun olmaz ise yaşanmıyor ki

Dostların yanında rahat edersin
Çok rahat konuşur her şeyi dersin
Dostluk çok önemli sen de bilirsin
Dostluk öyle kolay kurulmuyor ki

Erol Duran


Not: Ebru şimdi sen bizim bu fotoğrafımıza da laf edersin ama bizim birlikte çekilmiş güzel bir fotoğrafımız yok ki ben napayım?

27 Haziran 2007 Çarşamba

OLAYLI PARTİNİN ARDINDAN







Filizciğim parti fotoğraflarını yolladı sağolsun. Böylece partimiz belgelenmiş oldu. Aslında herşey başta çok güzeldi...
Gelen tüm dostlarım sağolsun. Keşke sonu da öyle bitmeseydi ama... Yıllarca anlatacak bir anımız oldu :P

25 Haziran 2007 Pazartesi

SABAH AKŞAM OKUNMASI İÇİN


Sevdiğim

Söylüyor

Bensiz olamayacağını

Bu yüzden

Kendime dikkat ediyorum

Yolda yürürken önüme bakıyorum

Ve korkuyorum her yağmur damlasından

Sanki beni ezecekmiş gibi.


Bertolt Brecht

19 Haziran 2007 Salı

SENİNLE YAŞLANMAK İSTİYORUM...

Seneler geçsin, sen beni bil, ben seni bileyim istiyorum.
Benim olduğun kadar dostlarının, dostlarının olduğu kadar benim ol istiyorum.
Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp, anlatalım.
Yaşayalım ki, öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı.
Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız.
Sen hep dertlenip, içip, eve gelmelisin.
Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız.
Öyle ki, yalnız sıkılmak, sıkmalı bizi.
Yaşayalım ki, paramız olunca sevinelim.
Güzel günlerimizi, evimizde, bir şişe şarap ve pijamalarımızla kutlamalıyız.
Ya da bazen dostlarla, ucuz biralar içerek.Böylece yaşamalıyız işte.
Sonra çocuğumuz olmalı.
Düşünsene, senin ve benim olan bir canlı.
Geceleri ağladıkça sırayla susturmalıyız.
Sen arada mızıkçılık yapmalısın.
Ve ben söylenerek, sıranı almalıyım.
Yorgun olduğun için yemek yapmamalısın.
Söylenerek yumurta kırmalısın.
Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp, yatmalıyız.
Zaman su gibi akıp giderken, her şeyiyle yaşanmış bir hayatımız olmalı.
Her şeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden.
Mutlu da olsa, kötü de olsa, yaşadığımız günler bizim günlerimiz olmalı.
Saçlara düşünce aklar, ya da gidince aklar.
Çocukları güvence altına alıp, gitmeli bu şehirden.
Kavgasız, her sabah cinayetle uyanılmayan, sessiz bir yere gitmeliyiz.
Geceleri balkonda denizi seyredip, sandalyelerimizde sallanmalıyız.
Eve gelip, benden kahve istemelisin.
Çocuklar gelmeli ziyaretimize.
Geçmişteki hareketli günlerimizi anımsamalıyız.
Ben 'Bey' demeliyim sana, sen de 'Hanım'
Öyle sevmelisin ki beni, bu yazdıklarım korkutmamalı seni.
Tebessümler açtırmalı yüzünde.
Bir gün bu hayatı bırakıp giderken,
Sadece mutluluk olmalı yüzümüzde,
Birbirimizi sevmenin gururu olmalı 'her şeyde...'

CAN YÜCEL

13 Haziran 2007 Çarşamba

DOĞRU SÖZE NE DENİR?


Normalde sokak kedisi kendini saldırgan köpeklere karşı koruyabilirmiş. Bu direnci kıran tek şey neymiş biliyor musunuz? Sevgi... İnsanoğlu, eğer bir sokak kedisinin başını okşar ve ona şefkat gösterirse kedicik kendisinin koruma altında olduğunu zanneder ve sivri tırnaklarını içeri çekermiş. Ve vahşi köpeklerin azgın dişlerini gırtlaklarında veya itlaf ekiplerinin zehirli etlerini midesinde bulurmuş.

Küçücük bir dokunuşta gardı düşen ve ölümcül yaralara açık hale gelen sarmanların kaderinde kendi aşk hayatımızın bir özetini buldum. Biz de Eros'un şefkatine sığınıp, sevdalanınca en mahrem zaaflarımızı ele vermiyor muyuz?

Yıllar yılı ardına sığındığımız barikatların anahtarını gönüllü teslim edip, tırnaklarımızı içeri çekmiyor muyuz?

Sevginin bizi kollayacağına, sarıp sarmalayacağına dair ön kabulümüz yüzünden koruma duvarlarımızı gönüllü kaldırıp, yaralarımızı açık hale getirmiyor muyuz? Sonra ne oluyor? Sevdamız en büyük zaafımıza dönüşüyor.

Saçımızı okşayan elin bizi ilelebet kollayacağına inanıyor, tatlı sözlere kanıyoruz. Taklalar atıp, cilveler yapıyoruz. Ve en ummadığımız anda, en korunaksız halimizle yakalanıyoruz aşkın hoyrat yüzüne... Şefkatimiz katilimiz oluyor.

Ders almak mı? Ne münasebet! Daha son ihanetin yarası kabuk bağlamadan, yeni yaralar için aralıyoruz kalbimizin kapılarını... Zavallı bir kedi yavrusundan farkımız yok aşkın karşısında...

Boynumuzda, kalbimizde pençe pençe darbe izleriyle, her sıcak dokunuşta çocukça uysallaşıp, her hayal kırıklığında "köpek gibi" pişman olarak, her terk edişte acı çekip her dönüşte biraz daha kanayarak, kanayan yerlerimizi kediler gibi dilimizle yalayarak, "Bir daha asla"larla "Daima"lar arasında yalpalayarak yara bere içinde yaşıyoruz.

O yüzden "Melek"ler, içe kıvrık patilerle gömülüyor. Ve hayata "Şeytan”lar hükmediyor. Belki de en iyisi kuyruğu her daim dik tutmaktır...

Şefkate kanmış mevta bir ev kedisi olmaktansa, gardını almış hayatta bir sokak kedisi kalmak daha iyidir.


Yazan kim bilmiyorum ama duygularıma tercüman olmuş.

7 Haziran 2007 Perşembe

HEP BANA


Bugünkü moduma uygun şarkı Onno Tunç Şarkıları albümünden geldi.


HEP BANA

Hem vazgeçip hem seçtiklerimle yepyeni bir dünya kursam
Hem isteyip de hem yapmadığım hayallerim gerçek olsa
Evli olup bekâr kalsam
Çalışmadan zengin olsam
Çok yiyerek zayıflasam
Sevgilimden ayrılmadan her gün yeni aşk yaşasam
Bana hep bana
Hep bana bana…

Hem vazgeçip hem seçtiklerimle yepyeni bir dünya kursam
Hem isteyip de hem yapmadığım hayallerim gerçek olsa
Çok yaşasam yaşlanmasam
Estetiksiz güzel olsam
Olgunlaşıp çocuk kalsam
Bana hep bana
Hep bana bana…

6 Haziran 2007 Çarşamba

MELİH CEVDET ANDAY




ÇOK GÜZEL ŞEY

Yaşamak güzel şey doğrusu
Üstelik hava da güzelse
Hele gücün kuvvetin yerindeyse
Elin ekmek tutmuşsa bir de
Hele tertemizse gönlün
Hele kar gibiyse alnın
Yani kendinden korkmuyorsan
Kimseden korkmuyorsan dünyada
Dostuna güveniyorsan
İyi günler bekliyorsan hele
İyi günlere inanıyorsan
Üstelik hava da güzelse
Yaşaması güzel şey
Çok güzel şey doğrusu.

5 Haziran 2007 Salı

BERTOLT BRECHT


Özlemişim şiir okumayı. Fazla sevmesem de.
Ama insan ya aşıkken şiir okuyor. Ya da terk edilince...
Ya da dizelerin değerini en çok o zamanlarda anlıyor kim bilir?

KÖTÜ BİR ZAMANDAN AŞK ŞARKISI

Birbirimizle dost olamadık
Ama yine de birlikte olduk.
Birbirimizin kollarındayken bile
Yıldızlar kadar uzaktık.

Şimdi yolda karşılaşsak
Bir hiç için dövüşebiliriz.
Birbirimizle dost olamadık
Birbirimizin kollarındayken bile


KOPMUŞ İP
Kopmuş ip bağlanabilir
Yeniden eklense de birbirine
Parçalıdır

Belki yine karşılaşabiliriz
Ama beni terk ettiğin yerde
Bir daha bulamazsın

1 Haziran 2007 Cuma

SADE AMA MUTLU BİR HAYAT




Bugün Burcu Pakize Suda'nın bir yazısını yollamış. Valla tam da aklımdan geçenleri kaleme almış Pakize Suda. Ben de böyle düşünmekten kendimi alamıyorum bir süredir...






KASABA esnafından biri olmalıydı kocam. Aksam, güneş batmadan dükkânını kapatıp eve gelmeliydi. Evimiz mümkünse bahçeli olmalıydı. Yaz akşamları sulayıp serin serin oturmalıydık. Ben, orta boylu tıknazca, ev hanımı olmalıydım. Cinsiyeti önemli değil, eli ayağı düzgün iki çocuğumuz olmalıydı. Derslerine yardım etmeye yetecek eğitimim olmamalıydı. Ama ara sıra ''Dersinizi bitirdiniz mi?'' diye sormalıydım. Daha çok üstleri başlarıyla... Yedikleri içtikleriyle... Öksürükleri, aksırıklarıyla ilgilenmeliydim. Yavaştan yavaştan çeyizlerini düzmeliydim. Her ayin 15'i kabul günüm olmalıydı. Ellerime sağlık, kekler, poğaçalar yapmalıydım. İnce belli bardaklarda çaylar ikram etmeliydim. Sabahları hırkamı omzuma alıp komsuya kahve içmeye geçmeliydim. Patlıcan, biber kızartmalı, reçel kaynatmalıydım. Akşamları özene bezene sofrayı kurmalıydım. Kocam ajansı dinlerken ben lafa girmeliydim, o, ''Sus hanım? bi dakka'' demeliydi. Böyle dese de beni çok sevmeliydi. O uyuklamalı, ben bulaşık yıkamalı, çocuklar ders çalışmalıydı. Bazen akşam oturmasına komşular gelmeliydi. Öyle Haremlik selamlık gibi değil ama kadın erkek ayrı oturmalıydık. Erkekler memleketi kurtarırken biz bütün kasabayı dilimizden geçirmeliydik. Herkes birbirinin kocasına, karısına ''Falanca Bey'', ''Filanca Hanım'' diye hitap etmeliydi. Yanlışlıkla bacağımız, göğsümüz biraz açılıverse yüzümüz kızarmalı, hemen toparlanmalıydık. Kocam kırk yılda bir, bir tek atmalı, neşelenip bir hicaz şarkı mırıldanmalıydı. Şehvetten uzak şefkate yakın bir cinsel hayatimiz olmalıydı. Gözümüzü birbirimizde açmış olmalıydık, öyle de sürüp gitmeliydi. Harama uçkur çözmemeliydik. Zaten etrafımızda evli barklı komşularımızdan başka kadın olmadığından... Dükkânda çelimsiz çıraktan gayri, öyle sekreter falan çalışmadığından... Ortalıkta gidilecek bar mar bulunmadığından... Mankenler bizim kasabaya uğramadığından... Ve de kocam, efendi bir adam olduğundan beni aldatamazdı.


* * *


Tamam, abarttım biraz. Belki de böyle bir aile yapısı örneği kalmamıştır artık. Ama acaba diyorum... Buna benzer bir hayat tarzı beni daha mutlu eder miydi? Kendim de dahil uçuk kaçık insanlardan gına geldi artık. Normalliği özlüyorum. Özgürlüğün tadını çıkaralım derken suyunu çıkardık galiba. Herkes çok zeki, çok akıllı, çok bilgili, çok şu, çok bu. Ve de çok mutsuz. Depresyona giren girene...Çokbilmişliğin kimseye bir faydası yok galiba.


Pakize Suda