27 Ocak 2011 Perşembe

Ne Ararsan Var Ama...

Ortaköy'ün göbeğinde çalışıyorum. Üstelik 1.5 saatlik de öğle tatilim var. Bu ne demek? Bayağı şanslıyım demek. Merak etmeyin Boğaz, deniz, güneş, manzara muhabbetine girecek değilim. Tabii ki bunların hepsi bir nimet ama insan bir müddet sonra görmez oluyor, fark etmez oluyor bu güzellikleri klasik. Neyse benim asıl bahsedeceğim konu şu: Ortaköy'de, özellikle de benim çalıştığım Dereboyu Caddesi'nde yok yok. Kaç manav, kaç market, kaç kuaför, kaç eczane var inanın saymak mümkün değil. Beyaz eşyacı, 1 milyoncu, terzi, kuru temizlemeci kıyamet. Yeni yeni türeyen aktarlar adım başı. Elektrikçi, ayakkabıcı, anahtarcı, nalbur, çiçekçi falan hepsinden bolca var. Pastane, kafe, bar, restoran, incik boncukçu bunları söylememe bile gerek yok herhalde. Telefon bayileri, tatlıcılar, çiğ köfteciler, bankalar... İç içe dip dibe ne ararsanız var. Ama bir tane bile kitapçı yok. Her şeyden üçer beşer var. Kitapçıdan bir tane bile yok. Mecidiyeköy'de durum farklı mı? Tamam Ortaköy kadar zengin bir esnaf kültürü olmasa da şehrin göbeği sayılır. Her gün kaç bin kişi gelip geçiyor acaba burdan? Benim evime yakın sadece 3 tane Carrefour var. Ama kitapçı yok. Neden diye sormam abes olur herhalde? Talep yok çünkü. Sene başından beri almak istediğim kitapların bir listesini çıkardım. Ama onları almam için bir gün Beyoğlu yollarına düşmem gerektiğini fark ettim. Geçen gece rüyamda Carrefour'da (şu bizim evin ordakilerden birinde) kitap bakıyordum. Önüm arkam sağım solum her yanım kitaptı. Hangisine bakacağımı şaşırıyordum. Ve bu o kadar güzel bir histi ki bu hissi ne yazık ki ancak Beyoğlu'ndaki kitapçılarda yaşayabilirim. Öyle alışveriş merkezlerinin içine sıkıştırılmış küçük D&R'lar kesmez beni. Kedisi olan, ruhu olan, kendini kitaplara adamış sahibi olan bir kitapçı isterim ben. Keşke yaşadığımız semtlerde bunlardan birer tane olsa...

26 Ocak 2011 Çarşamba

Ticari Olmayan Reklamlar

 Kendi evinin önünde olsaydı daha mı fazla umursardın?
 Binlerce kadına zorla fuhuş yaptırılıyor. Sen de bu olayın bir parçası olma.
 Kulaklık taktığında arabalara dikkat et.
 Egzotik hayvanlardan yapılan hediyelik eşya satın alma.
 MÜKEMMEL KIZ. Yeni Süper Zayıf! Dikkatli Kullanın!
 Hindistan'da her sene binlerce kız sadece cinsiyeti kız olduğu için öldürülmekte.
 AIDS bir kitle katliamcısıdır.
 Sana yapılmasını istemediğin şeyi sen de başkasına yapma.
Kötü su, savaştan daha fazla çocuk öldürüyor.

Hayatımda hiç ticari olmayan bir reklam yapmadım. Daha da kötüsü özel günler için bile bolca ticari reklam yapmaktayım. Yılbaşı kabusu yeni bitmişti ki şimdi Sevgililer Günü telaşına düştük. Her markanın Sevgililer Günü için söyleyecek bir lafı var çok şükür. Hepsine sevgi böcüğü kıvamında bir şeyler yazmaktan sıkıldım yıllardır :( Bunu da atlatınca bir sonraki kabusum Anneler Günü, ardından da Babalar Günü olacak... İşin ilginci tüm bu günler arasında en az reklamını yaptığımız Babalar Günü, 2010 yılında en çok harcama yapılan özel gün olmuş. Burdan ne sonuç çıkarmalıyız acaba?

24 Ocak 2011 Pazartesi

Gerilla Reklamcılık

Gerilla Reklamcılık kitabındaki işlere ciğercinin kapısındaki kedi gibi bakarken birkaç tanesini burdan paylaşasım geldi.
 
Uluslararası Af Örgütü için yapılmış bu manken eller, Frankfurt'un sıkça kullanılan kavşaklarındaki trafik ışıklarının yanında bulunan mazgallara, insan hakları ihlallerine dikkat çekmek için tutturulmuş. Çok etkileyici değil mi? (Ellerin üstüne yanlış fikir yazılmış)
Bu gerçek boyutlardaki balerin fotoğrafı da Joffrey Bale Okulu'nun tanıtımını yapmak için NewYork'da bir döner kapıya yerleştirilmiş. Kapı döndüğünde balerin de ayakucu dönüşü (piruet) yapıyor :) Çok zekice!
Bu siyah patinaj izleri Avustralya sokaklarında boy gösteriyor. Caddede başlayıp duvarda, direkte, otobüs durağında ya da park banklarında  "içkili araba kullanmanın sonu burasıdır" cümlesiyle bitiyor. Durup da bakmayacak biri olduğunu pek sanmıyorum.
Bu da bir haylice komik bir uygulama. Markete gidiyorsunuz ve kasada ürün ayırıcı barı kaldırmakta bir hayli zorlanıyorsunuz neden? Çünkü içi kurşunla ağırlaştırılmış. Kamera şakası gibi yani :) Üstünde "ağırlık kaldırın" yazıyor. Gold's Gym Vancouver'deki şubesinin yanındaki bir süpermarkette insanların kondisyonlarını düşünmeleri için böyle bir uygulama yapmış. Hem çok basit hem de çok eğlenceli bence.

21 Ocak 2011 Cuma

Bu Aralar...

Bu aralar blog yazmıyorum çünkü bla bla bla... Vazgeçtim ya sıralamayacağım bahanelerimi... Kısa ve net olarak söyleyebilirim ki tembellik yapıyorum. Iphone'umla yatıp iphone'umla kalkıyorum. Laptopuma ise parmağımı bile sürmüyorum. Ne biçim bir hastalık bu iphone hiç anlamadım. İlk heves dedim ama aylar geçti hala elimden düşürmüyorum. Babam modern tesbih diyor, her dakika elimde gördüğü için :) Spora da gitmiyorum aylardır. Tembellik dediğin böyle bir şey işte. Ama meditasyona başladım. Oturduğum yerden zihin jimnastiği yapıyorum :) Son zamanlarda çok kitap da okumuyorum. En son Pucca'nın "Küçük Aptalın Büyük Dünyası"nı okudum. Tabii kitaptan sayılırsa...
Ama çok eğlendim çıtır çerez... Şimdi ise Osmanlı'da bir İngiliz Gelin var baş ucumda. Bugün yarın derken 1 hafta oldu ona da daha başlayamadım. Tudors izledim en son. Tek kelimeyle BAYILDIM. Şimdi ise Dr. House ile aşk yaşamaktayım. Aşk demişken çözemedim ben daha o konuyu. Hala tek aşkım kedim :) Ayrıca son aylarda Twitter'da bir ömür tüketir oldum. Iphone gibi o da bir hastalık oldu bende. Onun dışında mutluyum, huzurluyum... Dance, love, sing and live dörtlüsüyle hayatımı anlamlandırmaya çabalamaktayım.

20 Ocak 2011 Perşembe

My New Motto

Sing a song every day. Keep your voice high. And feel better...

1 Mayıs 2010 Cumartesi

Je T'aime Strasbourg

Geçen hafta bu saatlerde Strasbourg'daydık. Hava da aynen bugünkü gibi günlük güneşlikti. Strasbourg'a gitme fikri pek tabii ki babamdan geldi. Açık söylemek gerekirse ben böyle güzel bir şehrin varlığının farkında bile değildim. Cumartesi sabahı saat 6'da Münih garından trene bindik. 4 saatliklik rahat ve keyifli yolculuğun ardından Strasbourg'a vardık. Avrupa'da trenler oldukça temiz ve rahat olmalarına karşılık bir o kadar pahalı. Uçak biletimizle tren biletimiz aynı fiyataydı o kadar diyeyim size.
Münih-Paris Est treni Ausburg, Ulm, Stuttgart, Karlsruhe istasyonlarında durduktan sonra Strasbourg'a vardı. Sonra da Paris'e doğru yoluna devam etti. Sanırım Strasbourg-Paris arası da 5-6 saat olsa gerek. Strasbourg tren istasyonu şehirin oldukça içinde. Bizim otelimiz de şansımıza hem tren istasyonuna hem de şehrin merkezine yakın bir yerdeydi. Elimizle koymuş gibi bulduk :)Sonra da elimizde haritalarımızla şehri keşfe koyulduk. Kleber Meydanı'ndan geçerek meşhur Notre Dame Katedrali'nin bulunduğu Gutenberg Meydanı'na geldik. Bu meydanların arası 5 dakika yürüme mesafe. Ve burası şehrin merkezi sayılıyor.Katedrali'n yanından Minitram'a bindik. Minitram şehrin içinde 40 dakikalık mini bir tur yapan turist bir tren. Trenden çok oyuncak trene benziyor o da ayrı. Her yarım saatte bir katedralin yanından hareket ediyor ve kişi başı 5,40 Euro. Tren yolculuğu boyunca şehir hakkında tarihi bilgi alıyorsun ve fotoğraf çekiyorsun.
Fakat müthiş yavaş gezen bu tren yolculuğu sırasınca şunu keşfettik ki aynı tur yürüyerek de pek rahat yapılabilir. Bu nedenle trenden indikten sonra aynı güzergahı bir de yürüyerek gezdik ve bol bol fotoğraf çektik. Ve pek tabii zamanımızın büyük bir kısmını Petite France'a ayırdık. Çünkü şehrin en güzel ve en turistik kısmı burası.Sizi hemencecik içine alan bu sempatik ve güzel şehir 1-2 saat içinde bizim şehrimiz oluverdi ve sokaklarında sanki uzun yıllardır geziyormuşcasına bir güven içinde dolanmaya başladık.Hiç ürkütücü olmayan, güven ve huzur veren bu şehri sevmemiz için birkaç saat gezmemiz yetti. Fransa'nın kuzey-doğusunda yer alan fakat hem Alman hem de Fransız kültürünün izlerini taşıyan bu şehir aynı zamanda Avrupa'nın başkenti kabul ediliyor. Ortaçağ ve Rönesans mimarisinin özelliklerini taşıyan Alsace evleri, kanalları ve minik köprüleriyle kartpostal gibi bir şehir burası. Gün boyu sokaklarını arşınlayıp pestilimiz çıktıktan sonra akşam yemeğine kadar otelde biraz dinledik. Sonra da akşam yemeği için rotamızı yeniden Petite France'a çevirdik. Buradaki oldukça tipik restoranlardan birinde güzel bir Fransız yemeği yiyelim istedik. Soğan çorbası ve creme brulee bence muhteşemdi. Kuşkonmaz yemeği ehh işteydi. Sümüklü böceğin ise sadece sosunu tatmaya cesaret ettim ama sosu çok güzeldi itiraf edeyim.Gece şehirde dolaşırken tanımadığımız insanların bize İyi Akşamlar demesi, garsonların müthiş kibarlığı ve herkesin güleryüzlü olması kendi ülkemin hödük insanlarını düşününce ister istemez beni çok etkiledi.
Ertesi şehrin kanallarında bot turu yaptık. İşte bu Strasbourg'a gelen herkesin yüzde yüz yapması gereken bir gezi. Kanalların arasından, ördek ve kuğuların yanından geçerken ruhumuz arındı. Yeşillik bir yandan, evlerin güzelliği bir yandan, resmen büyülendik.Batorama bot turu 1 saat sürüyor ve kişi başı 8 Euro. Üstü kapalısı ve açığı var. Biz hava çok güzel olduğu için açığını tercih ettik ve tişörtle yandık kavrulduk. Havanın ne kadar sıcak olduğunu siz düşünün. Avrupa Parlamento binasına kadar süren yolculuğun sonunda buz gibi bir birayı hak ettik :) Biraz alışveriş biraz gezinme derken aynı gün 6 treniyle de Münih'e geri döndük.

29 Nisan 2010 Perşembe

Türkiye'den Almanya'ya Almanya'dan Fransa'ya

Pasaportlarımızda kuzu gibi yatan Schengen vizemiz bizi dürttü. Baktık 23 Nisan tatili hafta sonuyla birleşiyor. Üstelik Pegasus havayolları 50 Euro'dan başlayan fiyatlarla Avrupa'ya götürüyor. Kuzenler de bizi yıllardır Münih'e çağırıyor. 23 Nisan sabahı atladık Münih'e gittik. Günlerce uçuşları iptal eden kül bulutları çok şükür önümüzü, yolumuzu kesmedi. Günlük güneşlik bir havada Münih'e vardık.
Münih'e ilk gidişimiz olmadığı ama son gidişimizin üstünden de uzun yıllar geçtiği için 4 günlük tatilimizin 2 gününü Münih'e, kalan 2 gününü ise Strasbourg'a ayırdık. Keyifli Münih ziyaretimizden ayrıntılar bir sonraki yazıya kalsın.
Masal şehir Starsbourg'un 2 fotoğrafıyla bir giriş yapalım. Ballandıra ballandıra anlatmayı mesai bitimine bırakalım :)

23 Mart 2010 Salı

YeniBen!

Son zamanlarda pek bir ihmal etmişim blogumu. Yine çok uzun bir ara olmuş. Haftalar haftaları kovalamış, zaman su gibi akmış... O zaman kısa bir özet yapalım gezilenleri, görülenleri, yaşananları bir bir anlatalım. Bugünün konusu spor olsun.
Son 1 aydır hayatımda yaptığım en büyük yenilik spor. Uzun bir aradan, uzun araştırmalardan sonra Celebrity Fitness'da yeniden spora başladım. Herkes bilir ben hayatımın hiçbir döneminde çok düzenli olarak spor yapmadım. Üstelik oldukça da tembelim bu konuda. Ama konu sağlık olunca ve üstelik insanın işi benimki gibi masabaşı olunca, hareketsizlik ve stres bir süre sonra çekilmez bir hal alıyor. Kilolar birer ikişer vücuda yapışmaya, pantolonların düğmeleri sıkmaya başlayınca başta umursamaz bir tavırla hepsini bir torbaya doldurup verdim.

Ama olay kiloyla bitmiyor, mide ağrısı, göz ağrısı, baş ağrısı derken. Çözümün bir iki hap ya da kısa süreli dinlenmeler olmadığını anlamakta zorlanmadım. Sırtımın her santimetrekaresinin tutuk olmasının tek bir nedeni var. Tüm gün parmaklarımdan başka hiçbir yerimin çalışmaması. Düzensiz beslenmeden, hızlı yenen fast food tarzı yiyeceklerden bahsetmiyorum bile.

Geçen sene sigarayı bıraktığımın için aldığımın ve bir daha geri vermediğim birkaç kilonun derdinde değilim aslında. Çünkü sağlığım için aldığın bu karar benim için altın değerinde. İnsan sağlığına zarar vermek için her gün düzenli olarak zaman ve para harcar mı? Ben sigara içerek bunu yapıyordum işte.

Peki insan daha sağlıklı olmak için düzenli olarak zaman ve para harcar mı? Şimdi de spor yaparak bunu yapıyorum işte. Evet radikal bir kararla haftamın 3 gününü spora ayırmaya karar verdim. Şirketteki kızların da gazıyla Etiler'deki spor salonuna yazıldım. Aletlerle aram yine iyi değil ama dersler oldukça eğlenceli geçiyor. Özellikle Body Pump ve Body Balance favori derslerim.


İlk günler çektiğim ağrılar yılların tembelliğinin bir cezasıydı ama şimdi çok daha az zorlanarak hiç bir yerim ağrımadan yapıyorum dersleri. Hem ter hem de stres atıyorum. Üstelik fiyatı da birçok spor salonuna göre oldukça uygun. İlgilenenlere tavsiye ederim.

Merak edenler için:
BODYPUMP™ is the original barbell class that strengthens your entire body. This 60-minute workout challenges all your major muscle groups by using the best weight-room exercises like squats, presses, lifts and curls. Great music, awesome instructors and your choice of weight inspire you to get the results you came for – and fast!

BODYBALANCE™ is the Yoga, Tai Chi, Pilates workout that builds flexibility and strength and leaves you feeling centered and calm. Controlled breathing, concentration and a carefully structured series of stretches, moves and poses to music create a holistic workout that brings the body into a state of harmony and balance.


9 Şubat 2010 Salı

:)

Güzel günler yaşıyorum, güzel haberler alıyorum...

Mutlu, umutlu ve heyecanlıyım. İlk defa bu kadar hafif olmama karşılık ayaklarım yere bu kadar iyi basıyor.

Vision boarduma her gün bakıyorum. Her gün yeni güzelliklerle karşılaşıyorum. İçim kıpır kıpır, kalbim güm güm...

Pozitif düşüncenin gücüne tüm kalbimle inanıyorum. İyi olacak dedikçe, iyi oluyor...

Evren gülen yüzüne gülen yüzüyle karşılık veriyor :))

25 Ocak 2010 Pazartesi

Çok Acil Yardım!!!

Hayvan dostlarımızın yardıma ihtiyacı var. Kangurum'dan online alışveriş yapın. Onlar sizin adınıza Yedikule Hayvan Barınağı'na ulaştırsın.
http://www.kangurum.com.tr/kangurum3-web/donationProducts.do?donationinstituteid=3

En acil ihtiyaçlar : Makarna, süt, yaş mama...

24 Ocak 2010 Pazar

Bu Hafta Sona Ermeden...

Haftanın son günü, son saatler...
Bu hafta sona ermeden notlarımızı düşelim.
Cuma akşamı iş çıkışı Demetlerdeydim. Çayımız, böreğimiz, keyfimiz yerindeydi. İnsanın arkadaşları gibi var mı. Tüm haftanın yorgunluğunu üzerimden aldı. Özgür ve Demetciğim İstanbul'a dönmekle ne iyi yaptınız...

Beyaz bir İstanbul'a uyandım Cumartesi sabahı. Ama iyi öğrenciğim ya, kar demedim, kış demedim direksiyon dersi için yollara düştüm. Ama ders iptal oldu maalesef :( Olsun varsın yumuşacık karda yürümek de keyifliydi. Bir de karı insanın gözüne gözüne sokan rüzgar olmasa. Emine Teyzemi ve bababannemi ziyaret ettim fırsat bu fırsat. Karın iyice yoğunlaştığı saatlerde dönüş yoluna geçtim. Geceki programım iptal olur diye hayıflana hayıflana...

Ama yağan onca kara rağmen program gerçekleşti. Karlı bir Cumartesi gecesi Nevizade'de sıcak bir muhabbet tüm karları eritti :)

Bugün keyif günü ilan edildi. Fırında sakızlı, tarçınlı kurabiye pişirildi. 5 çayına annemlere gidildi. Keyfim yerinde ya en sevdiğim oyuncunun filmi dvd'de izlendi.

Gael Garcia Bernal'ın tüm yakışıklılığına rağmen film benden geçer notu zor aldı. Saplantılı, hastalıklı bir aşkı anlatan film, oyuncuların başarılı performasına rağmen, senaryodaki kopukluklar, iyi işlenmemiş kurgu ve karakterlerle benden ancak 5 aldı. (İmdb notu ise 5.8)

Bu arada kurabiyenin tarifini de vermeden geçmeyeyim çünkü ilk denememe rağmen çok başarılı oldu.

125 gr margarin (oda sıcaklığında)
1 çay bardağı sıvıyağ
1 çay bardağı pudra şekeri
Aldığı kadar un
Çok az süt (2 kaşık kadar)
1 çay kaşığı kabartma tozu
1 çay kaşığı tarçın
2 çorba kaşığı sakız reçeli veya bir-iki parça damla sakızı

Hepsini bir güzel karıştırıp kulak memesi kıvamına gelene kadar hamuru yoğuruyorsunuz. Sonra hamurdan küçük parçalar alıp elinizde yuvarlayarak fırın kağıdı serilmiş tepsiye diziyorsunuz. Hepsi bu kadar. 180 derece ısıtılmış fırında üstleri kızarana kadar pişirdikten sonra afiyetle yiyebilirsiniz. Ben üstüne pudra şekeri de serptim şahane oldu.

22 Ocak 2010 Cuma

Blisskiss

Tanıştırayım karşınızda yeni çantam. Kendisi orijinal Blisskiss olup, imalattan bana sıcağı sıcağına ulaşmıştır :) 

Şimdi Blisskiss'i bilmeyenler için ufak bir hatırlatma. Blisskiss bizim iş yerinde çalışan arkadaşım Nevra'nın arkadaşıyla birlikte kurdukları, çanta üretimi yaptıkları firmaları. 2005'ten bu yana sınırlı sayıda el yapımı çantalar üreten bu iki kafadarın en belirgin özellikleri bu işi ek iş olarak büyük bir profesyonellikle yürütmeleri.

İnternet sitesine girdiğinizde çantaların ciciliklerini göreceksiniz. Hatta çok yakında internetten alışveriş bile yapabileceksiniz. Ama kalitesini konusunda da ben size kefil olayım çünkü ne kadar kaliteli olduğu ancak elinize alınca anlaşılıyor. 3 kuruşluk Çin işi plastik çantalardan değil bunlar.

Orijinal ol, tarzını yarat, keyfine bak sloganıyla yola çıkan markanın en önemli özelliği; her kadının vazgeçilmez aksesuarı olan çantayı kişiye özelleştirerek sunması ve hayata neşeli, özgün, şık detaylar katması. Valla benim kedili çantam tam da beni yansıtıyor :)

Belki bu kırmızı dudaklar da sizi yansıtıyordur.

19 Ocak 2010 Salı

Vision Board

Hafta sonu kızlarla birlikte vision board'larımızı hazırladığımızdan bahsetmiştim. Nedir bu vision board diyenlere de bunu uzun uzun anlatma sözü vermiştim. Gelelim vison board'un ne olduğuna, neden yapıldığına, nasıl yapıldığına...

Evimdeki yılbaşı partisinde birbirimize 2010'dan beklentilerimizi sormuştuk. Kafamızda neler istediğimizin bir listesini yapmıştık. Sonra bu liste lafta kalmasın, beklentiler, niyetler gerçek olsun diyerek vision board yapmaya karar vermiştik. Yani istediğimiz şeylerin görsellerinden bir pano oluşturmaya. Herkes hayattan beklentilerini görsel olarak bir kartonda anlatacaktı. Bunun için günler boyu görseller araştırıldı. Dergi sayfaları çevrildi, google'dan search edildi. Arandı tarandı hayal ettiğimiz dünyanın en güzel fotoğrafları sayfa sayfa toplantı. Kırtasiyeden alınan rengarenk kartonlara özene bezene yapıştırıldı. Herkesin karşısına görmek, yaşamak, gerçekleştirmek istediği dünyanın tablosu çıktı. Bu hayal tablosu her gün göreceğimiz, görmekten keyif alacağımız, hem evrene hem beynimize mesajlar yollayacağımız bir köşeye asıldı. Bundan sonra ki aşama istemek, kalpten istemek...

Ve gerçekleştiğini görerek sevinmek...

Bir Hafta Sonu, Bir Film, Bir Oyun ...

Hafta sonu dolu dolu geçti, hızlı geçti, keyifli geçti... Beyoğlu 3 gün üst üste arşınlandı yine de bitirilemedi. Cuma günü canım arkdaşım Burcu İzmir'den geldi. Aylar süren hasret rakı masasında saatler süren bir muhabbete dönüştü. Yine de konular bitmedi, sanki konuşulacaklar hiç eksilmedi. Asmalı Mescit ağzına kadar doluydu. Havada anason kokusu, kulaklarda kahkaha dolu muhabbetler vardı. Gece Refik'te bitmedi. Line Bar'a doğru uzandı. Sahnedeki grup pek eğlenceli, pek oynaktı. Ama kalabalıktan oynamaya ne hacet, nefes almak imkansızdı. Pijama'yı izlemenizi öneririm ama erken gidin ve güzel bir yer kapın derim.

Cumartesi sabahı Burcu'ya vedalaşıldı. Afyon patlamadan direksiyon başına geçildi. Sözüm ona park etmek öğrenildi. (Daha çok fırın ekmek yemem lazım.) Sonra Selvin'in evinde yenildi, içildi, kesildi, biçildi :) Cumartesi hep beraber vision board yaptık da. O da nedir diye soracak olursanız. Başka bir günün konusu olsun. PEK YAKINDA...

Akşam yine Beyoğlu, Tünel, Asmalı Mescit civarları... Tüm soğuğa, yağmura, çamura rağmen azalmayan kalabalıkla birlikte yemece, içmece.

Pazar kültür ve sanat etkinlikleri... Küçük Sahne'de Devlet Tiyatroları'nın 2x2 oyununu izledik annemle. Behiç Ak yine kadın-erkek ilişkilerini çok güzel analiz etmiş. Seray Gözler Yeniay ve Adnan Biricik 2 farklı ilişkideki 2 birbirinden tamamen farklı karakteri muhteşem canlandırmış. İzlemeniz ısrarla tavsiye olunur. Bakalım siz ilişkinizde baskın mı yoksa pasif mi tarafsınız? Ve her dominant karakter gibi pasif ya da her pasif karakter gibi dominant karaktere mi ihtiyaç duymaktasınız?

Akşam da evde 7 Kocalı Hürmüz'ü seyrettik. Ama ne yazık ki tiyatrodan aldığımız keyfi ondan alamadık. Filmdeki karakterler o kadar karikatürize işlenmiş ki filmin içine girip tadına varamadık. Filmin imdb notu 6.4 benim notum ise 5.5

13 Ocak 2010 Çarşamba

Sahip Sizsiniz

Bilenler bilir benim 6 yıl önce sokaktan aldığım bir kedim var. 6 yıldır bana can yoldaşı. Dostluğu, sevgisi, neşesi kelimelerle anlatılmaz...

Kılı tüyü diye burun kıvıranlara duyrulur: Böyle bir sevgi yok!

Lütfen siz de bir hayvan sahiplenin. Hiç pişman olmayacaksınız. Ama lütfen hayvanınızı pet shop'tan almayın. Sokakta ve barınaklarda sahiplenilmeyi bekleyen bunca hayvan varken, lütfen onlara para kazandırmayın.

12 Ocak 2010 Salı

Hayvan Ölümleri İçin İmza

Birkaç gündür sürekli yollarda ezilmiş kedi görüyorum ve bu durum benim içimi ne kadar eziyor anlatamam. Özellikle Cumartesi günü Levent-Baltalimanı yolunda direksiyon çalışırken 2 tane ezilmiş kediyle karşılaştım, tüm keyfim kaçtı. Oysa ne güzel gidiyordum yolda, yavaş yavaş keyifli keyifli...
İç burkan bu manzaradan hemen gözlerimi kaçırsam da gördüm bir kere. Ne kötü. Bu sabah da işe giderken sokağımın başında yatıyordu bir tanesi tüm gece yağan yağmurdan şişmiş :(
Trafik çok dikkat gerektiriyor bu kesin ama bazen dikkat de yetmiyor, aniden önünüze bir kedi atlayıveriyor. Hızlıysanız yandınız çünkü ani fren ya da direksiyon hareketi sizin de canınızı tehlikeye atabilir, trafikteki diğer araçları da. Şehir içi hız limiti 50 km/h. yeni sınava girmiş bir insan olarak şaşırdım da kaldım kimse uymuyor ki buna. Peki ya otoyoldaysanız, hız yapmak hakkınız çünkü otoyolda önünüze bir canlının atlama ihtimali yok değil mi? Türkiye'deyseniz var. İnsan da çıkabilir karşınıza, kedi de -köpek de. Bu nedenle sizden bir rica. Hepiniz bu adresi ziyaret edin ve bir imza atın. OTOYOLDAKI.HAYVAN.OLUMLERINE.COZUM

Hayat çok ilginç ben tam da yolda karşıma çıkan bu hazin manzaralarla hüzünlenirken facebook'dan bu mesaj geldi bana.

OTOLYOLDAKİ HAYVAN ÖLÜMLERİ İÇİN ÇÖZÜM...
HEDEF 1 MİLYON İMZA!!!

1 MİLYON DUYARLI İNSAN İSTİYORUZ! LÜTFEN SAYFAYI ÖNERİN, PAYLAŞIN! 
Her gün otoyol kenarında ezilerek feci şekilde can vermiş onlarca hayvan görüyoruz. Bu durum hem yüzlerce hayvanın telef olmasına hemde bazen sürücülerin hayatlarına mal olmaktadır. Amacımız otobanların kenarlarına araçlar için yapılan bariyerler gibi dostlarımızın geçemeyeceği tel örgü çekilmesini sağlamak.

10 Ocak 2010 Pazar

Topladım, Gitti...


Bir aydır salonuma güzellik, sıcaklık ve renk katan yılbaşı ağacımı bugün topladım. Tüm süslerimi özenle kutularına kaldırıp, 1 yıl boyunca duracakları köşelerine kaldırdım. Gözüm 1 ayda ağacıma çok alışmış olacak ki salon şu anda bana pek bir boş, pek bir karanlık geldi.

Yılbaşı ağacımı 11 ay sonra yeniden sağlıkla, keyifle, neşeyle yapmak ümidiyle... 2010 güzel geçsin, geçmiş seneleri aratmasın, her zaman keyifle hatırlayacağımız bir yıl olsun.

8 Ocak 2010 Cuma

Çıldırmamak İçten Değil

Evdeki alarm sisteminle ilgili olarak 2 gün önce teknik servis yazdırdım ve özellikle çalışan biri olduğumu tüm gün servisi bekleyemeyeceğimi, işten izin almam adına bana net bir saat vermelerini söyledim. Karşımdaki adam bu durumu anlayışla karşılayarak Cuma günü için (yani bugün) beni ilk servise yazdı. Sabah 9 ile 11 arası geleceklerini söyledi. Ben de işten izin aldım. Bu saat oldu ne gelen var ne giden. Ben de saftirik 9 ile 11 dediler ama madem ben ilk servisim en geç 10'da bende olurlar diye düşünüp işe sadece 1-2 saat geç kalacağımı söyledim. Saat 11 olduğunda sinir kat sayım yükseldiğinden, ciddi bir telefon trafiği sonucu kimsenin kimseden haberi olmadığını öğrendim. Servis saat 9'da bende olması gerektiğini bilmiyor, ana merkez servis nerde bilmiyor, servis kaçta bende olur bilmiyor çünkü İstanbul trafiğiyle boğuşuyor, ana merkez servis işgüzarlık yapıyor diyor, servis haberim yok diyor, konu uzuyor da uzuyor...
Sonuç kimse işini düzgün yapmıyor...

Saat 12'de ısrarlı telefonlarım sonucu dilleri beş karış dışarda koştura koştura gelen teknik servis binbir özür dileyince, organizasyon bozukluğunun gerçek nedeni olan ana merkez de özür telefonu açınca iş tatlıya bağlandı. Ama ben boşu boşuna 40 tane telefon açmış, gerilmiş ve işime geç kalmış oldum.

6 Ocak 2010 Çarşamba

Yaşam Sanatı Eğitimleri

Bu yıl diğer yıllardan farklı olarak bir değişim rüzgarıyla başladı. Yani aslında değişen pek bir şey yok hayatımda ama müthiş bir değişme isteği var. Değişme ve yenilenme fikri bile beni mutlu ediyor. Çok mu sıkılmışım nedir eski ve sürekli kendini tekrar eden benden. Sanki hayatımda yepyeni bir dönem başlayacakmış gibi mutlu ve umutlu girdim 2010'a. Oysa 2009'dan 2010'a bir şeyler değişmesini beklemek büyük bir saçmalık, kendin değişmedikten sonra. Değişim sihirli bir değnek gibi gelmiyor ne yazık ki hayatımıza. Değişmek, yenilenmek bence çok radikal bir süreç. Önce istemek, sonra radikal kararlar almak ama en önemlisi kendini değiştirmekle oluyor. Son zamanlarda sürekli şunu duyuyor ve okuyorum. 2010 benim hayatımda yepyeni bir dönem, daha önce hiç yaşamadığım bir başlangıç olacakmış. Evren bana farklı farklı yollardan sürekli bu mesajı veriyor. O zaman ne yapmalı, hemen harekete geçmeli ve tüm yenilikleri, güzellikleri, değişimleri cesaretle sevgiyle kucaklamalı. Bu nasıl olacak derseniz işte size süper bir öneri. Benim 2010 için ilk değişim hareketim bu olacak:
AQUA YAŞAM SANATI EĞİTİMLERİ

Eğitimler hakkında kısa bilgi. Belki ilginizi çeker:

Kendinizi yeniden yaratmaya ve yaşamınızı en baştan kurgulamaya hazır mısınız?

Bugüne kadar kendinizi ve yaşamınızı nasıl tanımlamış olursanız olun ve yaşınız kaç olursa olsun, şimdiden sonra size ait her şeyi yepyeni bir bilinçle yapılandırabilirsiniz. Geçmişte yaşanmış olaylardan kaynaklanan ama bugün yolunuzu tıkayan birçok inanç kalıbından özgürleşmek ve arzuladığınız yaşamı yaratmak elinizde.

Aqua Yaşam Kişisel Dönüşüm Merkezi; 9 Ocak 2010’dan başlayıp 15 Haziran 2010’a kadar devam edecek olan Yaşam Sanatı Eğitimleri ile, sizleri benliğinizin derinliklerine yönelik, uzun soluklu bir yolculuğa davet ediyor.

Uzm. Dr. Seda Ülgen liderliğindeki çoklu eğitmen sistemi ile; hayat içinde daha akışkan, daha özgür ve daha özgün olabilmeniz için size bir yol haritası sunuyor. Zihnin işleyişine ve duygu durumlarına bilimsel verilerin ışığıyla yaklaşırken; evrensel işleyiş, enerji ve ruhla olan bağı da gözeterek Batı bilimselliği ve Doğu bilgeliği arasında bir köprü kuruyor.

Aqua Yaşam Sanatı Eğitimleri ile farkındalığı daha yüksek, bilinçli seçimlerini özgürce yaşayabilen ve kim olduğunu, isteklerini daha net ortaya koyabilen bireyler yaratılması hedeflenir. Konu anlatımı ve uygulamaların dışında, katılımcıların günlük hayatta yaşadıkları zorluklar, kişilerin izin verdikleri oranda paylaşılarak, yaşanan blokajların çözülmesi sağlanmaktadır.

Eğitimler, 9 Ocak Cumartesi tarihinden başlayarak, 15 Haziran 2010 tarihine kadar her Cumartesi saat 11.00-14.00 arasında Taksim Feronya Otel’de gerçekleşecektir.
(Feronya Otel: Abdülhakhamit Cad. No: 58 Taksim/İst)

Rezervasyon ve kayıt için Aqua Yaşam Kişisel Dönüşüm Merkezi:
0530 516 12 00

5 Ocak 2010 Salı

Ocak'ta Yengeç Burcu

Suzan Miller bu ay yine döktürmüş. Buraya not almasam çatlarım.

This is a powerful month, dear Cancer. The eclipses, which arrive as two events, as a full and new moon, are now arriving in your sign of Cancer and opposite sign of Capricorn, and will emphasize your needs as well as your view of one close committed relationship.

Through events you are encountering now, and new ones that will come to you in the next weeks, you will see what it is in life that will make you truly happy - and that includes the type of partner who would be right for you. 

If you are single and not dating, you will attract a number of substantial, self-made romantic partners this month, but you may find that the one that seems interesting may be too self-absorbed for your taste. If from the very start you don't sense you will have an equal voice in your relationship, it won't last very long. Don't try to talk yourself into being overly conciliatory. It is one thing to be flexible and cooperative but quite another to allow yourself to be dominated. You know the difference, so don't let charm cloud your good judgment. 

All in all, this month seems to bring a major turning point, when you reach a moment of truth and see your needs and wishes very clearly. You know what you need to do to make yourself happy - and suddenly a path is appearing before you that you can follow in months ahead. It's time to reinvent yourself, dear Cancer, and you seem ready, willing, and able to do so.