25 Ocak 2010 Pazartesi

Çok Acil Yardım!!!

Hayvan dostlarımızın yardıma ihtiyacı var. Kangurum'dan online alışveriş yapın. Onlar sizin adınıza Yedikule Hayvan Barınağı'na ulaştırsın.
http://www.kangurum.com.tr/kangurum3-web/donationProducts.do?donationinstituteid=3

En acil ihtiyaçlar : Makarna, süt, yaş mama...

24 Ocak 2010 Pazar

Bu Hafta Sona Ermeden...

Haftanın son günü, son saatler...
Bu hafta sona ermeden notlarımızı düşelim.
Cuma akşamı iş çıkışı Demetlerdeydim. Çayımız, böreğimiz, keyfimiz yerindeydi. İnsanın arkadaşları gibi var mı. Tüm haftanın yorgunluğunu üzerimden aldı. Özgür ve Demetciğim İstanbul'a dönmekle ne iyi yaptınız...

Beyaz bir İstanbul'a uyandım Cumartesi sabahı. Ama iyi öğrenciğim ya, kar demedim, kış demedim direksiyon dersi için yollara düştüm. Ama ders iptal oldu maalesef :( Olsun varsın yumuşacık karda yürümek de keyifliydi. Bir de karı insanın gözüne gözüne sokan rüzgar olmasa. Emine Teyzemi ve bababannemi ziyaret ettim fırsat bu fırsat. Karın iyice yoğunlaştığı saatlerde dönüş yoluna geçtim. Geceki programım iptal olur diye hayıflana hayıflana...

Ama yağan onca kara rağmen program gerçekleşti. Karlı bir Cumartesi gecesi Nevizade'de sıcak bir muhabbet tüm karları eritti :)

Bugün keyif günü ilan edildi. Fırında sakızlı, tarçınlı kurabiye pişirildi. 5 çayına annemlere gidildi. Keyfim yerinde ya en sevdiğim oyuncunun filmi dvd'de izlendi.

Gael Garcia Bernal'ın tüm yakışıklılığına rağmen film benden geçer notu zor aldı. Saplantılı, hastalıklı bir aşkı anlatan film, oyuncuların başarılı performasına rağmen, senaryodaki kopukluklar, iyi işlenmemiş kurgu ve karakterlerle benden ancak 5 aldı. (İmdb notu ise 5.8)

Bu arada kurabiyenin tarifini de vermeden geçmeyeyim çünkü ilk denememe rağmen çok başarılı oldu.

125 gr margarin (oda sıcaklığında)
1 çay bardağı sıvıyağ
1 çay bardağı pudra şekeri
Aldığı kadar un
Çok az süt (2 kaşık kadar)
1 çay kaşığı kabartma tozu
1 çay kaşığı tarçın
2 çorba kaşığı sakız reçeli veya bir-iki parça damla sakızı

Hepsini bir güzel karıştırıp kulak memesi kıvamına gelene kadar hamuru yoğuruyorsunuz. Sonra hamurdan küçük parçalar alıp elinizde yuvarlayarak fırın kağıdı serilmiş tepsiye diziyorsunuz. Hepsi bu kadar. 180 derece ısıtılmış fırında üstleri kızarana kadar pişirdikten sonra afiyetle yiyebilirsiniz. Ben üstüne pudra şekeri de serptim şahane oldu.

22 Ocak 2010 Cuma

Blisskiss

Tanıştırayım karşınızda yeni çantam. Kendisi orijinal Blisskiss olup, imalattan bana sıcağı sıcağına ulaşmıştır :) 

Şimdi Blisskiss'i bilmeyenler için ufak bir hatırlatma. Blisskiss bizim iş yerinde çalışan arkadaşım Nevra'nın arkadaşıyla birlikte kurdukları, çanta üretimi yaptıkları firmaları. 2005'ten bu yana sınırlı sayıda el yapımı çantalar üreten bu iki kafadarın en belirgin özellikleri bu işi ek iş olarak büyük bir profesyonellikle yürütmeleri.

İnternet sitesine girdiğinizde çantaların ciciliklerini göreceksiniz. Hatta çok yakında internetten alışveriş bile yapabileceksiniz. Ama kalitesini konusunda da ben size kefil olayım çünkü ne kadar kaliteli olduğu ancak elinize alınca anlaşılıyor. 3 kuruşluk Çin işi plastik çantalardan değil bunlar.

Orijinal ol, tarzını yarat, keyfine bak sloganıyla yola çıkan markanın en önemli özelliği; her kadının vazgeçilmez aksesuarı olan çantayı kişiye özelleştirerek sunması ve hayata neşeli, özgün, şık detaylar katması. Valla benim kedili çantam tam da beni yansıtıyor :)

Belki bu kırmızı dudaklar da sizi yansıtıyordur.

19 Ocak 2010 Salı

Vision Board

Hafta sonu kızlarla birlikte vision board'larımızı hazırladığımızdan bahsetmiştim. Nedir bu vision board diyenlere de bunu uzun uzun anlatma sözü vermiştim. Gelelim vison board'un ne olduğuna, neden yapıldığına, nasıl yapıldığına...

Evimdeki yılbaşı partisinde birbirimize 2010'dan beklentilerimizi sormuştuk. Kafamızda neler istediğimizin bir listesini yapmıştık. Sonra bu liste lafta kalmasın, beklentiler, niyetler gerçek olsun diyerek vision board yapmaya karar vermiştik. Yani istediğimiz şeylerin görsellerinden bir pano oluşturmaya. Herkes hayattan beklentilerini görsel olarak bir kartonda anlatacaktı. Bunun için günler boyu görseller araştırıldı. Dergi sayfaları çevrildi, google'dan search edildi. Arandı tarandı hayal ettiğimiz dünyanın en güzel fotoğrafları sayfa sayfa toplantı. Kırtasiyeden alınan rengarenk kartonlara özene bezene yapıştırıldı. Herkesin karşısına görmek, yaşamak, gerçekleştirmek istediği dünyanın tablosu çıktı. Bu hayal tablosu her gün göreceğimiz, görmekten keyif alacağımız, hem evrene hem beynimize mesajlar yollayacağımız bir köşeye asıldı. Bundan sonra ki aşama istemek, kalpten istemek...

Ve gerçekleştiğini görerek sevinmek...

Bir Hafta Sonu, Bir Film, Bir Oyun ...

Hafta sonu dolu dolu geçti, hızlı geçti, keyifli geçti... Beyoğlu 3 gün üst üste arşınlandı yine de bitirilemedi. Cuma günü canım arkdaşım Burcu İzmir'den geldi. Aylar süren hasret rakı masasında saatler süren bir muhabbete dönüştü. Yine de konular bitmedi, sanki konuşulacaklar hiç eksilmedi. Asmalı Mescit ağzına kadar doluydu. Havada anason kokusu, kulaklarda kahkaha dolu muhabbetler vardı. Gece Refik'te bitmedi. Line Bar'a doğru uzandı. Sahnedeki grup pek eğlenceli, pek oynaktı. Ama kalabalıktan oynamaya ne hacet, nefes almak imkansızdı. Pijama'yı izlemenizi öneririm ama erken gidin ve güzel bir yer kapın derim.

Cumartesi sabahı Burcu'ya vedalaşıldı. Afyon patlamadan direksiyon başına geçildi. Sözüm ona park etmek öğrenildi. (Daha çok fırın ekmek yemem lazım.) Sonra Selvin'in evinde yenildi, içildi, kesildi, biçildi :) Cumartesi hep beraber vision board yaptık da. O da nedir diye soracak olursanız. Başka bir günün konusu olsun. PEK YAKINDA...

Akşam yine Beyoğlu, Tünel, Asmalı Mescit civarları... Tüm soğuğa, yağmura, çamura rağmen azalmayan kalabalıkla birlikte yemece, içmece.

Pazar kültür ve sanat etkinlikleri... Küçük Sahne'de Devlet Tiyatroları'nın 2x2 oyununu izledik annemle. Behiç Ak yine kadın-erkek ilişkilerini çok güzel analiz etmiş. Seray Gözler Yeniay ve Adnan Biricik 2 farklı ilişkideki 2 birbirinden tamamen farklı karakteri muhteşem canlandırmış. İzlemeniz ısrarla tavsiye olunur. Bakalım siz ilişkinizde baskın mı yoksa pasif mi tarafsınız? Ve her dominant karakter gibi pasif ya da her pasif karakter gibi dominant karaktere mi ihtiyaç duymaktasınız?

Akşam da evde 7 Kocalı Hürmüz'ü seyrettik. Ama ne yazık ki tiyatrodan aldığımız keyfi ondan alamadık. Filmdeki karakterler o kadar karikatürize işlenmiş ki filmin içine girip tadına varamadık. Filmin imdb notu 6.4 benim notum ise 5.5

13 Ocak 2010 Çarşamba

Sahip Sizsiniz

Bilenler bilir benim 6 yıl önce sokaktan aldığım bir kedim var. 6 yıldır bana can yoldaşı. Dostluğu, sevgisi, neşesi kelimelerle anlatılmaz...

Kılı tüyü diye burun kıvıranlara duyrulur: Böyle bir sevgi yok!

Lütfen siz de bir hayvan sahiplenin. Hiç pişman olmayacaksınız. Ama lütfen hayvanınızı pet shop'tan almayın. Sokakta ve barınaklarda sahiplenilmeyi bekleyen bunca hayvan varken, lütfen onlara para kazandırmayın.

12 Ocak 2010 Salı

Hayvan Ölümleri İçin İmza

Birkaç gündür sürekli yollarda ezilmiş kedi görüyorum ve bu durum benim içimi ne kadar eziyor anlatamam. Özellikle Cumartesi günü Levent-Baltalimanı yolunda direksiyon çalışırken 2 tane ezilmiş kediyle karşılaştım, tüm keyfim kaçtı. Oysa ne güzel gidiyordum yolda, yavaş yavaş keyifli keyifli...
İç burkan bu manzaradan hemen gözlerimi kaçırsam da gördüm bir kere. Ne kötü. Bu sabah da işe giderken sokağımın başında yatıyordu bir tanesi tüm gece yağan yağmurdan şişmiş :(
Trafik çok dikkat gerektiriyor bu kesin ama bazen dikkat de yetmiyor, aniden önünüze bir kedi atlayıveriyor. Hızlıysanız yandınız çünkü ani fren ya da direksiyon hareketi sizin de canınızı tehlikeye atabilir, trafikteki diğer araçları da. Şehir içi hız limiti 50 km/h. yeni sınava girmiş bir insan olarak şaşırdım da kaldım kimse uymuyor ki buna. Peki ya otoyoldaysanız, hız yapmak hakkınız çünkü otoyolda önünüze bir canlının atlama ihtimali yok değil mi? Türkiye'deyseniz var. İnsan da çıkabilir karşınıza, kedi de -köpek de. Bu nedenle sizden bir rica. Hepiniz bu adresi ziyaret edin ve bir imza atın. OTOYOLDAKI.HAYVAN.OLUMLERINE.COZUM

Hayat çok ilginç ben tam da yolda karşıma çıkan bu hazin manzaralarla hüzünlenirken facebook'dan bu mesaj geldi bana.

OTOLYOLDAKİ HAYVAN ÖLÜMLERİ İÇİN ÇÖZÜM...
HEDEF 1 MİLYON İMZA!!!

1 MİLYON DUYARLI İNSAN İSTİYORUZ! LÜTFEN SAYFAYI ÖNERİN, PAYLAŞIN! 
Her gün otoyol kenarında ezilerek feci şekilde can vermiş onlarca hayvan görüyoruz. Bu durum hem yüzlerce hayvanın telef olmasına hemde bazen sürücülerin hayatlarına mal olmaktadır. Amacımız otobanların kenarlarına araçlar için yapılan bariyerler gibi dostlarımızın geçemeyeceği tel örgü çekilmesini sağlamak.

10 Ocak 2010 Pazar

Topladım, Gitti...


Bir aydır salonuma güzellik, sıcaklık ve renk katan yılbaşı ağacımı bugün topladım. Tüm süslerimi özenle kutularına kaldırıp, 1 yıl boyunca duracakları köşelerine kaldırdım. Gözüm 1 ayda ağacıma çok alışmış olacak ki salon şu anda bana pek bir boş, pek bir karanlık geldi.

Yılbaşı ağacımı 11 ay sonra yeniden sağlıkla, keyifle, neşeyle yapmak ümidiyle... 2010 güzel geçsin, geçmiş seneleri aratmasın, her zaman keyifle hatırlayacağımız bir yıl olsun.

8 Ocak 2010 Cuma

Çıldırmamak İçten Değil

Evdeki alarm sisteminle ilgili olarak 2 gün önce teknik servis yazdırdım ve özellikle çalışan biri olduğumu tüm gün servisi bekleyemeyeceğimi, işten izin almam adına bana net bir saat vermelerini söyledim. Karşımdaki adam bu durumu anlayışla karşılayarak Cuma günü için (yani bugün) beni ilk servise yazdı. Sabah 9 ile 11 arası geleceklerini söyledi. Ben de işten izin aldım. Bu saat oldu ne gelen var ne giden. Ben de saftirik 9 ile 11 dediler ama madem ben ilk servisim en geç 10'da bende olurlar diye düşünüp işe sadece 1-2 saat geç kalacağımı söyledim. Saat 11 olduğunda sinir kat sayım yükseldiğinden, ciddi bir telefon trafiği sonucu kimsenin kimseden haberi olmadığını öğrendim. Servis saat 9'da bende olması gerektiğini bilmiyor, ana merkez servis nerde bilmiyor, servis kaçta bende olur bilmiyor çünkü İstanbul trafiğiyle boğuşuyor, ana merkez servis işgüzarlık yapıyor diyor, servis haberim yok diyor, konu uzuyor da uzuyor...
Sonuç kimse işini düzgün yapmıyor...

Saat 12'de ısrarlı telefonlarım sonucu dilleri beş karış dışarda koştura koştura gelen teknik servis binbir özür dileyince, organizasyon bozukluğunun gerçek nedeni olan ana merkez de özür telefonu açınca iş tatlıya bağlandı. Ama ben boşu boşuna 40 tane telefon açmış, gerilmiş ve işime geç kalmış oldum.

6 Ocak 2010 Çarşamba

Yaşam Sanatı Eğitimleri

Bu yıl diğer yıllardan farklı olarak bir değişim rüzgarıyla başladı. Yani aslında değişen pek bir şey yok hayatımda ama müthiş bir değişme isteği var. Değişme ve yenilenme fikri bile beni mutlu ediyor. Çok mu sıkılmışım nedir eski ve sürekli kendini tekrar eden benden. Sanki hayatımda yepyeni bir dönem başlayacakmış gibi mutlu ve umutlu girdim 2010'a. Oysa 2009'dan 2010'a bir şeyler değişmesini beklemek büyük bir saçmalık, kendin değişmedikten sonra. Değişim sihirli bir değnek gibi gelmiyor ne yazık ki hayatımıza. Değişmek, yenilenmek bence çok radikal bir süreç. Önce istemek, sonra radikal kararlar almak ama en önemlisi kendini değiştirmekle oluyor. Son zamanlarda sürekli şunu duyuyor ve okuyorum. 2010 benim hayatımda yepyeni bir dönem, daha önce hiç yaşamadığım bir başlangıç olacakmış. Evren bana farklı farklı yollardan sürekli bu mesajı veriyor. O zaman ne yapmalı, hemen harekete geçmeli ve tüm yenilikleri, güzellikleri, değişimleri cesaretle sevgiyle kucaklamalı. Bu nasıl olacak derseniz işte size süper bir öneri. Benim 2010 için ilk değişim hareketim bu olacak:
AQUA YAŞAM SANATI EĞİTİMLERİ

Eğitimler hakkında kısa bilgi. Belki ilginizi çeker:

Kendinizi yeniden yaratmaya ve yaşamınızı en baştan kurgulamaya hazır mısınız?

Bugüne kadar kendinizi ve yaşamınızı nasıl tanımlamış olursanız olun ve yaşınız kaç olursa olsun, şimdiden sonra size ait her şeyi yepyeni bir bilinçle yapılandırabilirsiniz. Geçmişte yaşanmış olaylardan kaynaklanan ama bugün yolunuzu tıkayan birçok inanç kalıbından özgürleşmek ve arzuladığınız yaşamı yaratmak elinizde.

Aqua Yaşam Kişisel Dönüşüm Merkezi; 9 Ocak 2010’dan başlayıp 15 Haziran 2010’a kadar devam edecek olan Yaşam Sanatı Eğitimleri ile, sizleri benliğinizin derinliklerine yönelik, uzun soluklu bir yolculuğa davet ediyor.

Uzm. Dr. Seda Ülgen liderliğindeki çoklu eğitmen sistemi ile; hayat içinde daha akışkan, daha özgür ve daha özgün olabilmeniz için size bir yol haritası sunuyor. Zihnin işleyişine ve duygu durumlarına bilimsel verilerin ışığıyla yaklaşırken; evrensel işleyiş, enerji ve ruhla olan bağı da gözeterek Batı bilimselliği ve Doğu bilgeliği arasında bir köprü kuruyor.

Aqua Yaşam Sanatı Eğitimleri ile farkındalığı daha yüksek, bilinçli seçimlerini özgürce yaşayabilen ve kim olduğunu, isteklerini daha net ortaya koyabilen bireyler yaratılması hedeflenir. Konu anlatımı ve uygulamaların dışında, katılımcıların günlük hayatta yaşadıkları zorluklar, kişilerin izin verdikleri oranda paylaşılarak, yaşanan blokajların çözülmesi sağlanmaktadır.

Eğitimler, 9 Ocak Cumartesi tarihinden başlayarak, 15 Haziran 2010 tarihine kadar her Cumartesi saat 11.00-14.00 arasında Taksim Feronya Otel’de gerçekleşecektir.
(Feronya Otel: Abdülhakhamit Cad. No: 58 Taksim/İst)

Rezervasyon ve kayıt için Aqua Yaşam Kişisel Dönüşüm Merkezi:
0530 516 12 00

5 Ocak 2010 Salı

Ocak'ta Yengeç Burcu

Suzan Miller bu ay yine döktürmüş. Buraya not almasam çatlarım.

This is a powerful month, dear Cancer. The eclipses, which arrive as two events, as a full and new moon, are now arriving in your sign of Cancer and opposite sign of Capricorn, and will emphasize your needs as well as your view of one close committed relationship.

Through events you are encountering now, and new ones that will come to you in the next weeks, you will see what it is in life that will make you truly happy - and that includes the type of partner who would be right for you. 

If you are single and not dating, you will attract a number of substantial, self-made romantic partners this month, but you may find that the one that seems interesting may be too self-absorbed for your taste. If from the very start you don't sense you will have an equal voice in your relationship, it won't last very long. Don't try to talk yourself into being overly conciliatory. It is one thing to be flexible and cooperative but quite another to allow yourself to be dominated. You know the difference, so don't let charm cloud your good judgment. 

All in all, this month seems to bring a major turning point, when you reach a moment of truth and see your needs and wishes very clearly. You know what you need to do to make yourself happy - and suddenly a path is appearing before you that you can follow in months ahead. It's time to reinvent yourself, dear Cancer, and you seem ready, willing, and able to do so.  

3 Ocak 2010 Pazar

Güzel Başladı 2010

2010, işyerinden bir arkadaşımın garsonlu, DJ'li, falcılı, boğaz manzaralı, biz bize, kim kime dum duma müthiş yılbaşı partisiyle pek bir eğlenceli başladı. Yaklaşık 80 kişinin katıldığı bu ev partisine tam da ev partisi demek mümkün değil. Her şey oldukça profesyonel ama bir o kadar da ev partisi sıcaklığındaydı. Hava oldukça ılık olduğundan hep bahçede takıldık. Böylece hem sigara dumanından kurtulduk hem de Boğaz havası aldık. Çok içtik, bol güldük... Yeni yıla yeni insanlarla neşe içinde girdik.

Malumunuz ertesi gün müthiş bir baş ağrısı ve hafif bir yorgunluk vardı. Ama güzel bir kahvaltı ve bir Vermidon ertesi ikisinden de eser kalmadı. Annemle birlikte sinemaya gittik. Uzun süredir merak ettiğimiz ve artık çok az sinemada oynayan Vavien'i Astoria'da 2. sıradan izledik :) Film güzel başladı. Oyunculuklar bir harikaydı. Konu ilgimi çekti ama tam işte budur diyecekken film alakasız bir yerde pat diye bitti. Bana göre sonu havada kaldı. Güzel film diyecekken, benden vasat bir not aldı.

Erken yatılıp bol uyunan, yılbaşı partisinin tüm yorgunluğu üzerimden atılan, yılın ilk gününün ardından 2. gün de film izlemeye doymamış olacağız ki evde annemle DVD keyfi yaptık. Uzun süredir izlemeyi plandığım ama bir süredir DVD yığınım arasında sırasını bekleyen Julia&Julie'yi izledik. Filmin konusunu da, ruhunu da, oyunculukları da sevdim. Meryl Streep yine döktürmüş. Ama bana kalsa film biraz daha kısa olabilirdi. Filmin imdb notu 7.4, benim notum ise 7.5 :)

Akşam uzun süre sonra ilk kez Beyoğlu'ndaydım. Süslemeleri daha yeni gördüm. Kalabalığını unutmuşum. İlk birkaç dakika sudan çıkmış balığa döndüm. Ama çabucak adapte oldum. Çocukluğumdan beri sevdiğim Beyoğlu'nda sevdiğim arkadaşlarımla mutlu oldum :) Yemek ve sohbetin ardından Mask'da sahne alan Garaj'ı izledik. Biraz kurtlarımızı döktük. O an uzun süredir barlara takılmadığımı fark ettim. Sigara içilmeyen bir bar ortamı ne kadar şahane oluyormuş. Bayıldım bayıldım...
Bu arada Garaj'dan bahsetmeden geçmeyelim. Arkadaşlarım diye söylemiyorum yeni çıkardıkları albüm bir harika. Sahneleri pek keyifli. Israrla tavsiye ederim.İzleyiniz, dinleyiniz...

Bitti mi, bitmedi. Bu gece de annemlerin evlilik yıldönümü nedeniyle Irish Pub'dayım. Ohh 2010 hep böyle eğlenceli geçse keşke...

1 Ocak 2010 Cuma

2010 Yılının Enerjisi

Dün bana astromagazin'den bir yeni yıl maili gelmiş. Paylaşmazsam olmaz çünkü benim gibi meraklısı çok biliyorum.

2010 Yılı Sayısı: Üç
Özelliği: Düzenleyici, Organize edici
Yılın Elementi: Ateş

2010 düzenli, bağımsız ve iyimser bir yıldır. Toplamda 3 rakamı elde edilir. Bu 3 enerjisinin ciddiyet, tutku ve inançla bağlantısı vardır. Her an harekete geçme enerjisi ile hareket geçer. 3 enerjisi, “Ateş” elementi özelliğine sahip olduğu için yaktığını toprağa çevirir. (Askeri konuları, savaş ve isyanları aniden harekete geçirebilir.)

3 enerjisi disiplinli, organize olan ve savaşçıdır. Ayrıca inandığı yolda ilerler ve dini değerleri benimser. Cesaret ve korkusuzluk, hedef koyma, hedefe ilerleme 3 enerjisinde vardır. 3 enerjisi hedeflere de sağlam adımlarla ilerler.

2010 yılı benim kariyerimde neleri getirecek diyorsanız aşağıdaki hesaplama işlemini yapın.

Ben 1978 yılında doğdum, (gün ve ay hariç) 1+9+7+8=25 2+5= 7
Bu benim dünyayı nasıl algıladığımı ve kariyerimin nasıl olacağını belirleyen bir sayıdır. Bunu 2010 yılı ile birlikte toplarsam şu sonuca varırım. 2010 açılımı ve toplamı 2+0+1+0= 3
Benim sayım 7
2010 yılı 3
7+3=10 1+0=1
Benim sayım 1

Eğer 1 sayısı elde ederseniz; yeni insanlarla tanışacağınız, yeni girişimler (İŞ) başlatacağınız, aşık olacağınız ve çok sosyal olabileceğinize işaret eder.
Eğer 2 sayısı elde ederseniz; duygusal, manevi ve verimli ama sorumluluk getirecek gelişmeler olur, aile, maddi konular ve ruhsal yaşamınızda değişimlerdir.
Eğer 3 sayısı elde ederseniz; sağlık en ön planda, organizasyonlara katılın ve sosyal olun, bilin sizin başkalarıyla sorununuz yok derdiniz kendinizsiniz...
Eğer 4 sayısı elde ederseniz; Mekan değişimi, iş değişimi ve duygusal dünayanızda değişimler olacaktır. Birçok kısa uzun seyahatler...
Eğer 5 sayısı elde ederseniz; bilgi edinme, seyahatler yurt dışı, çok yoğun iletişimde olacaksınız, dikkat edin hız yapmaktan sakının araba kullanırken...
Eğer 6 sayısı elde ederseniz; medya, sanat dünyası, dürtüsel istekler ve bencil olmamaya bakın, bir anda popüler olup sonra da rezil olmayın...
Eğer 7 sayısı elde ederseniz; aile, maddi konular ve ruhsal yaşamınızda değişimler olacaktır, içinize asla kapanmayın sosyal olun ve iletişim kurun....
Eğer 8 rakkamı elde ederseniz; bilin ki son sekiz yılda ne yaptıysanız artık bitiyor yeni bir dönem başlıyor, işinizde, aile ilişkilerinde ve sosyal yaşamınızda...
Eğer 9 rakamı elde ederseniz; size ilginç tekliflerle ve işlerle gelen olur, siz siz olun sevdiğiniz ve bildiğiniz işi yapın zaten geçen yıl istediğiniz şeyler ayağınıza gelecektir.

Ben benimkine bayıldım tam da her anlamda yenilenmek isterken cuk oturdu.

31 Aralık 2009 Perşembe

Yeni Yılda Yenilere Yer Aç!


2010'da yenilere yer açın. Yeni yılda yenilikler tüm güzellikleriyle hayatımızı aydınlatsın.

30 Aralık 2009 Çarşamba

HEDİYELENDİM :)


Bu sene daha yılbaşı günü gelmeden bir sürü hediye aldım. Yılbaşı ağacım hiç görmediği kadar çok hediye gördü bu yıl. Umarım 2010'da böyle bereketli geçer :) Cumartesi günü ben ehliyet sınavındayken anneciğim ağacımın altına hediyelerimi dizmiş. Eve gelip görünce çok mutlu oldum. Yine Cumartesi akşamı canım arkadaşlarımla benim evimde yılbaşı partisi yaptık. Birbirimize aldığımız hediyeleri ağacın altına sıraladık. Ağacımız doldu taştı. Sonra da çekiliş yapıp hediyelerimizi dağıttık. Pek bir eğlenceli oldu. Bir diğer canım arkadaşım taa İzmirler'den özenmiş bezenmiş bana hediyeler almış, iş yerime kargoyla yollamış. Bu sene aldığım ilk hediye oydu. Görünce nasıl mutlu oldum size anlatamam.

Ama bir hediye var ki bu sabah ofisime geldi. Diğerlerinden çok ama çok farklı, çünkü tanımadığım birinden. Prima Rima bloglar arası yılbaşı çekilişi yaptı. Ben de tesadüfen o gün ilk defa blogunu ziyaret eden biri olarak, sonuncu kişi olarak katıldım çekilişine. Ve günler öncesinden aldı beni bir telaş. Hayatımda hiç tanımadığım birine ne hediye seçsem diye düştüm yollara. Bu vesileyle evine, eşine, mutfağına aşık sevgili Panduf'u tanımış oldum. Ona kendimce sevebileceğini düşündüğüm bir hediye seçtim ve fazla sabredemeden günler öncesinden gönderdim. Sağolsun o da bana kendi elleriyle yaptığı bir yılbaşı kartı göndermiş :)

Ve gelelim benim hediyeme. Benim hediyem de bugün geldi. Sevgili Tuku, özene bezene yaptığı hediye paketi, yazdığı cici kartı ve iki güzel hediyesiyle beni çok mutlu etti. Biz kadınlar ne kadar ince ruhluyuz. Şu gönderdiği kartın üstüne yapıştırdığı "Z" harfine baksanıza :) Ayrıca Unicef'ten seçtiği kartı ve kartıyla bir örnek kap kağıdıyla, benimle birlikte çocukları da mutlu etmeyi ihmal etmemiş. Melekli kolyeme bayıldım, hemen boynuma taktım. Yumuşacık mor atkım da şıklığıyla bu kış favori atkım olacak.

Buradan adı geçen herkese tekrardan kucak dolusu sevgilerimi ve teşekkürlerimi yolluyorum.

28 Aralık 2009 Pazartesi

Hayattan Ne Öğrendim?

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi…
Ağladım.

* * *
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

* * *
Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla…
Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını,
zamanla öğrendim…

* * *
İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu…
Sonra da her insanin içinde iyilik ve kötülük
bulunduğunu öğrendim.

* * *
Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi…
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı
olduğunu, sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu
öğrendim.

* * *
İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu…
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu
öğrendim.

* * *
Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni
aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

* * *
Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini…
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

* * *
Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra…
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana…

* * *
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi…
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi…

* * *
Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta…
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asıl yürüyüşün
kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım.

* * *
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin
kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.

* * *
Namusun önemini öğrendim evde…
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu
öğrendim.

* * *
Gerçeği öğrendim bir gün…
Ve gerçeğin acı olduğunu…
Sonra dozunda acının,
yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.

* * *
Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını
öğrendim.

****

MEVLANA

27 Aralık 2009 Pazar

Hayatınızı Değiştirecek 50 Film

Tempo Dergisi bu sayısında HAYATINIZI DEĞİŞTİRECEK 50 FİLM diye çok güzel bir ek verdi. Ben de hemen inceledim. Hangileri seçilmiş, ben hangilerini izlemişim diye. Tam liste aşağıda, kırmızı ile işaretlediklerim benim izlediklerim.24 filmle %50'yi bile tuturamamışım. Bu da ne demek oluyor. 2010'da daha iyi bir film izleyicisi olmalıyım. Daha çok sinemaya gitmeli, klasikleri DVD'den izlemeliyim. Hazır niyet etmişken 2010'da daha iyi bir tiyatro izleyicisi olmayı da ümit ediyorum. Son zamanlarda çok Devlet Tiyatrosu ile sınırlı kaldım. Özel tiyatrolara da en azından ayda 1 kere gitmeyi prensip haline getirmeliyim. Sinema ve Tiyatro Festivali için de şimdiden para biriktirmeye başlamalı ve öğrencilik yıllarımda ki gibi sanata doymalı, ruhu sanatla doyurmalı...

all that jazz
amadeus
annie hall
kıyamet / apocalypse now
babil / babel
cesur yürek / brave heart
tiffany'de kahvaltı / breakfast at tiıffany's
casablanca
cennet sineması / cinema paradiso
avcı / the deer hunter
tatlı hayat / la dolce vita
duvara karşı
sil baştan / enternal sunshine of the spotless mine
nikita / la femme nikita
dövüş kulübü / fight club
forrest gump
full metal jacket
erkekler şarışın sever / gentlemen prefer blondes
gladyatör
baba 1 2 3
rüzgar gibi geçti / gone with the wind
iyi, kötü ve çirkin / the good; the bad and the ugly
aşk mevsimi / the graduate
protesto / la haine
altın göz / james bond: goldfinger
yüzüklerin efendisi 1 2 3
matrix
nefret / le mepris
modern zamanlar / modern times
muhsin bey
mullholland çıkmazı
bir zamanlar amerika'da /once upon a time in america
guguk kuşu / one flew over the cuckoo's nest
rıhtımlar üzerinde / on the waterfront
persepolis
pembe panter'in dönüşü
sapık / psycho
ucuz roman / pulp fiction
asi gençlik / rebel without a cause
yaralı yüz / scarface
selvi boylum al yazmalım
yedi samuray / seven samurai
star wars ilk üçleme
yetenekli bay ripley / talented mr. ripley
taksi şöförü / taxi driver
thelma ve louise
üç renk serisi-mavi-beyaz-kırmızı
uzak
25.saat / 25th hours
2001: uzay macerası / 2001 : a space odyssey

24 Aralık 2009 Perşembe

2009'un En İyileri...

2009'da yaptığım en iyi şey: Sigarayı bırakmak.
2009'da yapılan en iyi şey: Kapalı mekanlarda sigara içilmesini yasaklamak.Lütfen siz de intihar etmeyin ve 2010'da sigarayı bırakın.

22 Aralık 2009 Salı

Yılbaşı Ağacı


Bir yılbaşı ağacı fotosu da annemlerin evinden. Bizim ailedeki yılbaşı ağacı süsleme geleneğini başlatan ve her yıl hiç aksatmadan sürdüren babamın ağacı gördüğünüz gibi beyaz. Yıllardır yeşil ağaç süslemekten sıkılmış olacak ki böyle bir ağaç seçmiş. 1978 yılındaki benim ilk yılbaşı ağacımın fotosuna bakıyorum da, ben ne kadar küçüğüm, ağaç benim yanımda ne kadar heybetli, bir o kadar da fakir. O zaman Türkiye'de plastik ağaç, ağaç süsü ne gezer. Saksıyla gerçek çam almış babam. Bir iki tane de cam süs. Hepsi o kadar. Yurtdışına her gittiğinde bir iki süs alarak yıllar içinde ağacımızı zenginleştirdi. 90'lardan sonra ise mağazaların yılbaşı ağacı yapmaya başlaması, belediyelerin meydanları süslemesi ve memleketimize yurtdışından tomar tomar süs gelmesiyle, ağacımız artan bir ivmeyle zenginleşti. Şimdi çeşit çeşit fiyat fiyat süs bulmak mümkün ama benim bu konudaki favori yerlerim Debenhams, Tepe Home, Mudo Concept ve Accessories...

20 Aralık 2009 Pazar

Melankolik Sabahlar

Geçen hafta canım arkadaşım Demet'in cici evinde, kış çayımızı yudumlayıp, Noel kurabiyelerimizi kemirirken koyu bir muhabbete daldık. Konu konuyu açtı, derin mevzular su üstüne çıktı. Derken canım arkadaşım gazeteden kesip sakladığı bir yazıyı çıkarıp sehpanın altından bana uzattı. Akşam eve gittiğinde bunu bir oku çok seveceksin dedi. O keyifli gecenin ardından yatağıma uzanıp bu güzel yazıyı keyifle okudum.

Elif Şafak'ın eline sağlık diyerek, günlerdir aklımı kurcalayan bu yazıyı sizin de beğeninize sunuyorum. Özellikle duygusal yönü ağır basan, çok düşünen, çok sorgulayan kadınlara ithaf ediyorum.

Melankolik sabahlar -ELİF ŞAFAK
02.12.2009 09:39
Bayram sabahı uyandım. Neşe içinde olmalıyım, cıvıl cıvıl, kıpır kıpır. Ama baktım, moralim limoni, nabzım tıp tıp melankolik atıyor. Sebepsiz, mantıksız, öylesine, birdenbire. Hava parçalı bulutlu. Ha yağdı ha yağacak. Battaniyeyi çekiverdim yüzüme. Kimseyi göresim yok, bir günlüğüne görünmez olsam keşke. Hiçbir yerde durasım yok; gün batana kadar göçebe olsam keşke. Hani kapıyı açıp yürümeye başlasam sanki hiç durmayacağım. Yürüye yürüye kendimi kutuplarda bulabilirim ben bu ruh haliyle. Oradan, üzerinde kutup ayıları resmi olan bir kartpostal satın alırım ve İstanbul'daki kendime postalarım. Derim ki:
"Sevgili Ben, Merak ediyorum nereden kaynaklanıyor şu melankolik hallerin? Nasıl oluyor da hem aileni, dostlarını, arkadaşlarını, okurlarını ve ekseriya insanlığı bu kadar seviyor, sevebiliyor hem de zaman zaman böylesine had safhada asosyal ve münzevi olabiliyorsun? Bir bulabilsem dengeni... Bir anlayabilsem seni...."
Bayram sabahı uyandım. Kutuplara gitmek yerine, evde kaldım. Kapı çaldı, açtım. Karşımda bir misafir. Tanıdık bir yüz, ta öteden.
Çocukluğumdan beri zaman zaman beni yoklayan o dipsiz ve sebepsiz durgunluk ve kasvet, nam-ı diğer Melankolianım (Melankoli Hanım'ın hızla söylenmiş biçimi) bayram ziyaretine gelmiş. Elinde bir kutu çikolata. Tabii ki bitter. Nasıl kışkışlarım? Nasıl "Git" derim. Mecburen buyur ediyorum.
"Hoşgeldin Melankolianım... "
Melankolianım siyah saçları sımsıkı topuz, ayağında ten rengi çorabı, üzerinde şık bir nefti döpiyes oturuyor salonda. İncecik, bir gıdım fazlası yok, her zamanki gibi. Yanına ilişiveriyorum. "Söylesene," diyorum. "Neden insanlar, bilhassa kadınlar kimi zaman ansızın melankoliye yakalanırlar? Biyolojik mi bunun sebebi? Kültürel mi? Mistik mi? Ekonomik mi? Hormonlarımız mı bunu yapan toplumsal koşullanmışlıklarımız mı? Nedir ansızın kadınlara gelen hüzün dalgalarının sebebi?"
Diyor ki bana: "Erkek genellikle güneş gibidir. Ya batar, ya çıkar. İktidar peşinde, ya kazanır ya tepetaklak yuvarlanır. Net, berrak, sade ve yalın. Kadın ise ayın halleri gibidir. Parlarken bile bir yanı karanlıkta kalır. En görünür olduğu zamanlarda bile bir parçası bulutların ardında... Kadın muammadır."
"E ne yapacağız peki?" diyorum sabırsızlıkla. "Nasıl çıkacağız bu hallerden?
"Çıkarız elbet, yeter ki kendimize ve etrafımıza dürüst olalım, rol yapmayalım. Melankoliyi de benimseyip, seveceğiz. Ve onu bastırarak yok etmek yerine, üretken enerjiye çevireceğiz" diyor. "Melankoliyi görmezden gelmek çözüm değil. Onun yerine alıp hamur gibi yoğurup şekiller inşa edeceğiz. Hüzün dediğin yakışır insana, yakışır kadınlara. Hüznü sanatın, edebiyatın ve yaratıcılığın emrine vereceğiz."
Hoşuma gidiyor söyledikleri. İlgiyle dinliyorum. "Sana tuhaf bir yöntem önerebilirim" diye devam ediyor Melankolianım. "Derhal bir kitabevine git, bir adet Cioran kitabı satın al. Hali hazırda bozuk akseden moralin öyle bir hızla dibe vuracaktır ki, oradan sekip de su yüzüne çıkman kaçınılmaz."
Cioran geçtiğimiz yüzyılın en bedbin, en karamsar, en ünlü filozoflarından. Romanyalı. Tesadüf değil Romanya'dan çıkmış olması. Onun gibi damardan kasvet bir ses Kanada'dan, Las Vegas'tan ya da Kanarya Adaları'ndan çıkacak değildi ya. Doğu Avrupa'dan çıkacak haliyle. Öyle bir adam düşünün ki daha üniversite yıllarında hayatı didik didik ederek sorgulamaya başlasın. Öyle bir genç adam düşünün ki, henüz 23 yaşında kaleme alıp yayınlattığı felsefe kitabının adı Ümitsizliğin Doruklarında olsun. Bu yapıtında Bergsonculuğu yaşadığımız hayatın kaçınılmaz bir biçimde trajik olan boyutunu anlayamamakla ve açıklayamamakla suçlar Cioran. Zor adamdır vesselam! Bir başka başyapıtı Çürümenin Kitabı'nda şöyle der: "Kökeninde yıkıma mahkûm olmayan hiçbir 'yeni hayat' görmedim şimdiye kadar. Her insanın zaman içinde ilerleyip bunalımlı bir geviş getirmeyle kendini tecrit ettiğini, yenilenme niyetine de ümitlerini soldurup kendi içine düştüğünü gördüm."
Sevgili kadınlar, bir sabah uyanır da Melankolianım'ı salonunuzda bulursanız, kovmayın onu. İlginç kadındır, tanımaya değer. Cioran okur, Leonard Cohen dinler, renklerden en çok griyi sever. Bir bardak çay için karşılıklı. Tanışın kendisiyle. Hoşsohbettir, şöhretinin aksine. Ve ne zaman ruh haliniz tökezlese, sizden daha bedbin birinin sesine kulak verin. Belli olmaz iyi gelebilir. Çivinin çiviyi söktüğü olmuştur.