23 Şubat 2011 Çarşamba

Programsızlık içinde program yapmaya çalışmak

Yine iptallerdeyim. Küçük ajandama programlarımı yazıp yazıp yanına parantez içinde iptalleri basıyorum. İş karıştı, işler karıştı... Ben karıştım. Ama yine de hiç durmadan program yapmaya devam ediyorum :)

Gelelim son zamanlarda yapmayı başarabildiklerime
Kısa kısa...
  • En son sinemada Aşk Tesadüfleri Sever filmini izledim. Mehmet Günsür'ün güzel yüzünün hatrına çekilir bir film ama keşke tesadüfleri bu kadar abartmasalardı. 5-10 tesadüf daha az olsaydı daha iyi olmaz mıydı :) 
  • En son DVD'de Love and Other Drugs'ı seyrettim. Ehhh işte iyi desem iyi değil, kötü desem kötü değil. Beni şaşırtacak bir sonu olsaydı sevebilirdim belki ama yine Hollywood klişesi olmaktan kurtulamamış.
  • En son okuduğum kitap Evrenden Torpilim Var. Siz de okuyun ya, hayata dair çok önemli tespitleri var. Ama bunu hiç de ukalaca yapmıyor. Sanki bir kafede bir arkadaşınızla konuşuyor gibi hissediyorsunuz kendinizi.
  • En son izlediğim tiyatro oyunu Ölüleri Gömün. Büyük prodüksiyon, etkileyici bir konu ama yine ruhsuz devlet tiyatrosu oyunculukları :(
  • En son keşfettiğim mekan La Luna Piena. Bebek'te süper bir balık restoranı. Hem fiyatları makul, hem lezzetleri enfes, hem de manzarası muhteşem. Rakı balıkçılar kaçırmayın derim.
  • En son dinledidiğim albüm Zaz. Bir süre sokak şarkıcılığı yapmış, muhteşem sesiyle dikkat çeken Fransız bir şarkıcı. Buyrun size en sevdiğim şarkısı...

Yine de bu programsızlık için de hiç fena değilim değil mi? 

    14 Şubat 2011 Pazartesi

    Eros öldü!!!

    Eros elim bir kaza sonucu ölmüş olacak ki bunca güzel kız Sevgililer Günü'ne yalnız giriyoruz :) Aman zaten isabetsiz oklarıyla, bizi deli etmekten başka bir işe yaramıyordu :) Kendi işimizi kendimiz görürüz artık...

    10 Şubat 2011 Perşembe

    Kış Çayı

    Herkesin bir kış çayı var. Benimki de tarçın-zencefil-zerdeçal. Mis gibi kokuyor ve soğuk algınlığına iyi geliyor. İçine de tat versin diye bal karıştırıyorum. Gerçekten müthiş oluyor. Ortaköy'de işyerime çok yakın bitkisel ürünler satan bir dükkan var. Orada bu üçlünün bir arada olduğu paketler hazırlanmış. (Çubuk tarçın+kök zencefil+kök zerdeçal) Her birinden bir parça koyup 1 bardak suda kaynatıyorsunuz sonra da afiyetle içiyorsunuz.

    Geçen gün bilimsel bir kaynaktan çay tüketimiyle ilgili bazı bilgiler okudum. Düzenli çay tüketimi, kalp krizi geçirme riskini azaltabildiği gibi, bağışıklığı güçlendirebiliyor, kemik yoğunluğunu arttırabiliyor ve böbrekte taş oluşumunu engelleyebiliyormuş. Hatta kimyasalların tetiklediği kansere karşı da koruyucu olabiliyormuş. Günde en az 3, en fazla 6 çay fincanı yeşil, siyah ve bitkisel çay tüketilmesi öneriliyormuş.

    Ayrıca her gün kullanılan bal ve tarçının bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiğini, vücudu bakteri ve virüs saldırılarına karşı koruduğunu biliyor muydunuz?

    Zencefil ve zerdeçal da soğuk algınlığı ve griple savaşıyormuş. Ben de bugün onlarla savaşıyorum bakalım birlikte başarlı olacak mıyız?

    8 Şubat 2011 Salı

    Benim Değerli Değersiz Taşlarım

    Cumartesi günü Akmar'dan doğal şifalı taşlar aldık. Uzun süredir bir pembe kuvarsım olsun istiyordum. Ama pembe kuvarsın yanında bir sürü daha taşım oldu. O rengarenk taşların içinde insanın kendini dizginlemesi o kadar zor ki. Olsun da olsun hepsi benim olsun durumu. Her birinin ayrı özelliği var. Okudukça tipinden çok özelliklerine odaklanıp, ihtiyaçlarını düşünmeye başlıyor insan. Neyse sonunda elimde 4 taşla dışarı çıkmayı başarabildim. 2 tane de önceden vardı etti 6. Ama eğer enerjilerini seversem eminin çok yakında o 6 olur 16 :)

    Bakalım neler neler almışım:
    PEMBE KUVARS (Kalp çakrası): Aşkın ve sevginin taşı. Kişinin kendine, ailesine, çevresine duyduğu sevgiyi güçlendirir. Sakinleştirici etkisiyle kalbi rahatlatır, duygusal acıların çabuk iyileşmesini sağlar. Kişinin endişelerinden kurtulup yaşama sevinci duyması için güç verir. Çevresindeki güzelliklere karşı duyarlılığını artırarak ümitsizlik ve kötümserlik duygularını yok eder. Kişinin kendisiyle barışık olmasını sağlar. Muhteşem değil mi?
    AMETİST (Taç çakrası): Bulunduğunuz ortamı negatif enerjilerden arındırarak, pozitif enerjilere dönüştürür. Kişiye pozitiflik ve huzur verir. Enerji dolu bir taş olduğu için çoğu insan üzerinde canlandırıcı bir etkisi vardır. Yaydığı enerjiyle sizi olumsuzluklardan korur. Pembe kuvars ile birlikte kullanıldığında aklı güçlendirdiği ve kalbi de koruduğu söylenir. Özellikle baş ağrılarına ve migrene iyi gelir. Pembe ve morun güzel uyumunu da düşünecek olursak pembe kuvars ve ametistli bir kolye tasarlanabilir.
    JASPER (Kök çakrası): Güç ve cesaret taşıdır. Kişinin hayal dünyasını harekete geçirir ve hayallerini gerçekleştirme cesareti verir. Kişisel bağımsızlık için sizi yüreklendirir. Kendinizi sağlıklı ve güçlü hissetmenizi sağlar. Sindirim sistemini destekler. Karaciğer, dalak ve mesaneyi kuvvetlendirir. Mide ve böbrekler için faydalıdır. Erkeklerde, erkeklik özelliklerini artırır. Ben rengini sevip de aldım :)
    KALSEDON (Boğaz çakrası): Duygusal gerilimi yumuşatır. Duygusal olarak kendinizi gerilim altında hissettiğiniz anlarda, size ihtiyaç duyduğunuz içsel desteği sağlar. Kendinizi içtenlikle, dürüstçe ifade edebilmeniz için cesaret verir. İletişim yeteneğini güçlendirir ve iyi konuşmayı sağlar. Nazara karşı korur. Solunum yolu rahatsızlıklarına iyi gelir. Adam dedi ki: Boğazın ağrıdığında boğazının üstünde tut. İyi gelir. Hadi bakalım göreceğiz.
    OBSİDYEN (Alt karın çakrası): Kızgınlık ve öfke duygularını yok eder. Bilinçaltı blokajlarını temizler. Kendi içinize bakmaktan çekindiğinizde, içinizdeki olumsuz düşünce ve duyguları güçlendirerek fark etmenizi sağlar. Unutmak istediğiniz anlardan kurtulmanıza yardımcı olur. İçinize korkusuzca bakabildiğinizde, olumlu değişikliklere adım atabileceğiniz için herkesin ihtiyacı olan bir taştır. Karaciğerinizi temizlemeye yardımcı olur. Kan dolaşımını hızlandırır. Bu taş bana doğum günümde gümüş bir kolye olarak hediye gelmişti. Sonra bir tepetaklak oldum ama iyi de olmuş :)

    4 Şubat 2011 Cuma

    ANNEM

    Bugün bu dünyada sevgisine en çok güvendiğim, yanında kendimi daima güvende ve huzurlu hissettiğim biricik annemin doğum günü. Nice yaşlara canım anneciğim. Birbirimize çok benzemesek de bence bu dünyada beni en çok anlayan insan sensin. İyi ki varsın, iyi ki benim annemsin :)
    Kaç yaşıma gelirsem geleyim bana daima aynı şefkati, toleransı ve anlayışı göstererek, beni koruyup kollamaya çalışıyorsun ya SENİN ÇOCUĞUN OLMANIN EN GÜZEL YANI BU :)

    O zaman hep bir ağızdan Sertap Erener'in şarkısını söyleyelim :

    Bir tek annem olsun bana bir şey olmazzz...

    3 Şubat 2011 Perşembe

    Hayat Dediğin...

    Hayat siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir diye bir cümle okudum bir yerde. O kadar doğru ki siz sürekli planlar yapsanız da hayat her zaman bildiğini okuyor. Dünden beri düşünüyorum. Sanki 30-40 yıl daha yaşayacakmış gibi ciddiye alıyorum hayatı. Her şeyi akışa bırakmış bir şekilde erteliyorum hayallerimi. Evrene güvenip her şeyin zamanı var, gelecek, olacak diyerek geçiştiriyorum günlerimi. Oysa kontratım mı var sanki. Niye her günümü son günümmüş gibi yaşayamıyorum? Niye her şeyi ince eleyip sık dokuyorum? Niye senaryolar yazarak öyle olursa şöyle olur, böyle olursa şöyle olur gibi uzun vadeli planlar yapıyorum? Bilinmez işte... 

    Zamansız ve ani ölümler insana ister sitemez bunları düşündürtüyor. Dün sabah Defne Joy Foster'ın ölüm haberini aldığımdan beri kafamda bunlar uçuşup duruyor. Bir iki gün sonra ise yine unuturum ve dünyaya kazık çakacakmışım gibi yaşamaya başlarım. Oysa hayat nefes aldığımız anların toplamından değil, nefesimizi kesen anların toplamından oluşur der Aşk Doktoru filmindeki Alex Hitch Hitchens. (Life is not measured by the breaths we take but by the moments that take our breath away) Ne kadar da doğru...

    Bir de bugün bana Can Yücel'in çok sevdiğim bir şiirini yollamış arkadaşım. Tam da bu işte budur hayat dediğin...

    TAM ZAMANINDA YAŞAMAK
    Yemek de boş, içmek de,
    Hatta yeri gelmeden sevişmek de.
    Tam zamanında öpmelisin mesela güzel gözlünü,
    Tam zamanında söylemelisin sevdiğini
    Gözlerinin içine baka baka.
    Bisikletinin gidonunu
    Tam zamanında çevirmelisin
    Düşmemek için.
    Tam zamanında frene basmalı,
    Tam zamanında yola koyulmalısın.
    Tam zamanında okşamalısın başını
    O üzüm gözlü çocuğun
    Hıçkırıklar tam dizilmişken boğazına,
    Tam ağlamak üzereyken.
    Tam zamanında koymalısın elini omzuna
    En sevdiğin dostunun babası öldüğünde.
    Tam zamanında tutmalısın düşerken
    Üç yaşındaki sehpaya tutunan çocuk.
    Tam zamanında acımalı yüreğin
    Afyon'da Hasan Ağabey' in evi yıkılınca başına
    Evsiz kalınca çoluk çocuk
    Ki uzatasın elini bir parça.
    Tam zamanında açmalısın kapını
    Hayatına girmek isteyenlere.
    Tam zamanında çıkarmalısın
    Sevginden şımarmaya başlayanları.
    Tam zamanında affetmelisin kardeşini
    Biliyorsan yüreğinde kötülük olmadığını
    Seni gecenin üçünde arayıp da
    Kafasının iyi olduğunu söylediğinde.
    Tam zamanında öğretmelisin oğluna
    Gerekiyorsa yumruk atmayı
    Tam burnunun üstüne
    Tiksinmeden pisliğinden,
    Yukarı mahallenin sümüklü bebesi
    Misketlerini zorla almaya çalışırsa.
    Tam zamanında bağırmalısın
    Acıyınca bir yerin.
    Tam zamanında gülmelisin
    Kemal Sunal küfür edince filmin bir yerinde.
    Tam zamanında yatmalısın
    Yola çıkacaksan ertesi gün
    Ve arabayı kullanan sensen
    Sana emanetse çoluk çocuk
    Ve kendin.
    Tam zamanında bırakmalısın içmeyi
    Son kadeh bozacaksa seni
    Ve üzeceksen birilerini
    Ertesi gün hatırlamayacaksan.
    Tam zamanında ayrılmalısın misafirliklerden.
    Tam zamanında konuşmalı
    Tam zamanında şarkı söylemeli
    Tam zamanında susmalısın.
    Tam zamanında terk etmelisin gerekiyorsa
    Annenin babanın evini,
    Tam zamanında başka bir şehre gidip
    Ayaklarının üzerinde durmaya çalışmalısın.
    Tam zamanında dönmelisin memleketine.
    Tam zamanında için titremeli,
    Tam zamanında aşık olmalı
    Deli gibi sevmelisin güzel gözlünü.
    Tam zamanında toplamalısın oltanı
    Belki de seni şampiyon yapacak
    En büyük balığı kaçırmadan.
    Tam zamanında yaşlandığını hissetmeli
    Tam zamanında ölmelisin
    Iskalamak istemiyorsan hayatı.

    Haydi şimdi kalk bakalım
    Silkin şöyle bir
    At üzerinden hayatın yorgunluğunu,
    Vakit zannettiğinden daha az
    Haydi kalk bakalım,
    Şimdi YAŞAMAK ZAMANI...

    Can YÜCEL

    31 Ocak 2011 Pazartesi

    En Sevdiğim iPhone Uygulamaları

    Düşündüm de ben en çok hangi iPhone uygulamalarını kullanıyorum, en çok hangilerini seviyorum diye.
    Buyrun işte size Zeynep'in en sevdiği iPhone uygulamaları listesi:
    Uçak Bileti : Süper pratik bir uygulama. Siz listeden hangi gün nereden nereye uçmak istediğinizi seçiyorsunuz, o da size tüm havayolu şirketlerini ister uçuş saatine, isterseniz de fiyata göre sıralıyor. Ben bu sene tüm biletlerimi bu program sayesinde en ucuz fiyata aldım.
    Turkcell Online İşlem : Güncel faturanızı, tarife bilginizi, kaç dakika konuştuğunuzu gösteren faydalı bir uygulama. İpin ucunun kaçmasını engelliyor.
    Angry Birds : Bir kere oynamaya başladınız mı asla elinizden düşüremeyeceğiniz bir oyun. Level'leri geçmek için az uykusuz kalmadım ben.
    Turkcell Yedekleme : Aman aman hayat kurtaran bir Turkcell uygulaması. iPhone'da yanlışlıkla tüm telefon bilgilerinizi silebilirsiniz. Bu oldukça çok yapılan bir hata. Turkcell yedekleme sayesinde hepsini geri yükleyebiliyorsunuz.
    SoundHound : Beni en çok etkiyen uygulama. Duyduğunuz bir şarkının adını hatırlamayıp neydi ya neydi diye kıvrandığınız zamanlarda iPhone'a şarkıyı dinletiyorsunuz 2-3 saniye içinde size şarkının adını, şarkıcıyı ve albümü buluveriyor. Benim çok sevdiğim bir şarkı vardı. Kimin söylediğini bilmediğim. Bir türlü sözlerinden yola çıkarak internetten ne olduğunu bulamadığım. Bir gün o şarkıyı duyduğumda arkadaşım iPhone'unu açtı ve pat bana ne olduğunu buluverdi. Çok etkilenmiştim itiraf edeyim.
    Sleep Cycle : Uyku kalitenizi ölçen çok ilginç bir uygulama. Gece yatarken iPhone'u yattığınız yere koyuyorsunuz. Kıpırdanmalarınızdan size uyku grafiğinizi çıkarıyor. Kaçta uyumuşsunuz. Kaçta uyanmışsınız. Ne zaman derin uykuya geçmişsiniz. Ne kadar uyku ile uyanıklık arasında kalmışsınız. Sonuç: Ne kadar kaliteli uyuduğunuzun istatistiklerini çıkıyor. İçkiliyken ne kadar derin uyuduğunuza bir bakın.
    İBB Trafik : Belediyenin kameralarından İstanbul trafiğini takip edebileceğiniz çok önemli bir uygulama. Yol durumuna bakmadan yola çıkmayın.
    OkeyOnline : Annemin elinden düşüremediği online tavla oyunu.
    BatakOnline : Bu da benim favorim. Online batak oyunu.
    Tcell Pusula : Nöbetçi eczane, hastane, market, sinema, lokanta nereye gitmek istiyorsanız adresini yazmanız yeterli. Navigasyon programı anında size harita üzerinden yol tarifini veriyor.
    moTV : Tüm televizyon kanallarını iPhone'unuzdan izleyebilirsiniz. Televizyonsuz yapamıyorum diyorsanız çok işinize yarayabilir.  
    AccuWeather : Benim gördüğüm en başarılı hava durumu tahmin programı. 15 günlük hava durumu tahmini verdiği gibi saatlik ayrıntılı bilgi de veriyor. Ayrıca sizin için çok cici önerileri de var. Mesela bugün köpek gezdirilir mi, barbekü yapılır mı, astımlı olanlar için, romatizması olanlar için durum, sivrisinek durumundan, saçın nemlenip kıvırcıklaşmasına kadar daha neler neler? Ben her gün yanımda boşu boşuna şemsiye taşımamak için mutlaka bakıyorum. Süper tutturuyor.
    Relax Melodies :  Gece uyumadan önce sizi biraz sakinleştirecek bir şeyler dinlemek ister misiniz? Mesela dalga sesi ya da yağmur sesi ya da cırcır böceği ya da hepsi. Nasıl bir karışım isterseniz? Ben genelde cırcır böceklerinin öttüğü, hafif dalga sesinin duyulduğu ve hoş bir melodinin eşlik ettiği yaz gecesi karışımları hazırlıyorum ve yarım saate ayarlayıp yatıyorum. Çok rahatlatıyor.
    Tabii ki twitter ve facebook en çok kullandığım uygulamalar onları söylememe bile gerek yok herhalde :)

    27 Ocak 2011 Perşembe

    Ne Ararsan Var Ama...

    Ortaköy'ün göbeğinde çalışıyorum. Üstelik 1.5 saatlik de öğle tatilim var. Bu ne demek? Bayağı şanslıyım demek. Merak etmeyin Boğaz, deniz, güneş, manzara muhabbetine girecek değilim. Tabii ki bunların hepsi bir nimet ama insan bir müddet sonra görmez oluyor, fark etmez oluyor bu güzellikleri klasik. Neyse benim asıl bahsedeceğim konu şu: Ortaköy'de, özellikle de benim çalıştığım Dereboyu Caddesi'nde yok yok. Kaç manav, kaç market, kaç kuaför, kaç eczane var inanın saymak mümkün değil. Beyaz eşyacı, 1 milyoncu, terzi, kuru temizlemeci kıyamet. Yeni yeni türeyen aktarlar adım başı. Elektrikçi, ayakkabıcı, anahtarcı, nalbur, çiçekçi falan hepsinden bolca var. Pastane, kafe, bar, restoran, incik boncukçu bunları söylememe bile gerek yok herhalde. Telefon bayileri, tatlıcılar, çiğ köfteciler, bankalar... İç içe dip dibe ne ararsanız var. Ama bir tane bile kitapçı yok. Her şeyden üçer beşer var. Kitapçıdan bir tane bile yok. Mecidiyeköy'de durum farklı mı? Tamam Ortaköy kadar zengin bir esnaf kültürü olmasa da şehrin göbeği sayılır. Her gün kaç bin kişi gelip geçiyor acaba burdan? Benim evime yakın sadece 3 tane Carrefour var. Ama kitapçı yok. Neden diye sormam abes olur herhalde? Talep yok çünkü. Sene başından beri almak istediğim kitapların bir listesini çıkardım. Ama onları almam için bir gün Beyoğlu yollarına düşmem gerektiğini fark ettim. Geçen gece rüyamda Carrefour'da (şu bizim evin ordakilerden birinde) kitap bakıyordum. Önüm arkam sağım solum her yanım kitaptı. Hangisine bakacağımı şaşırıyordum. Ve bu o kadar güzel bir histi ki bu hissi ne yazık ki ancak Beyoğlu'ndaki kitapçılarda yaşayabilirim. Öyle alışveriş merkezlerinin içine sıkıştırılmış küçük D&R'lar kesmez beni. Kedisi olan, ruhu olan, kendini kitaplara adamış sahibi olan bir kitapçı isterim ben. Keşke yaşadığımız semtlerde bunlardan birer tane olsa...

    26 Ocak 2011 Çarşamba

    Ticari Olmayan Reklamlar

     Kendi evinin önünde olsaydı daha mı fazla umursardın?
     Binlerce kadına zorla fuhuş yaptırılıyor. Sen de bu olayın bir parçası olma.
     Kulaklık taktığında arabalara dikkat et.
     Egzotik hayvanlardan yapılan hediyelik eşya satın alma.
     MÜKEMMEL KIZ. Yeni Süper Zayıf! Dikkatli Kullanın!
     Hindistan'da her sene binlerce kız sadece cinsiyeti kız olduğu için öldürülmekte.
     AIDS bir kitle katliamcısıdır.
     Sana yapılmasını istemediğin şeyi sen de başkasına yapma.
    Kötü su, savaştan daha fazla çocuk öldürüyor.

    Hayatımda hiç ticari olmayan bir reklam yapmadım. Daha da kötüsü özel günler için bile bolca ticari reklam yapmaktayım. Yılbaşı kabusu yeni bitmişti ki şimdi Sevgililer Günü telaşına düştük. Her markanın Sevgililer Günü için söyleyecek bir lafı var çok şükür. Hepsine sevgi böcüğü kıvamında bir şeyler yazmaktan sıkıldım yıllardır :( Bunu da atlatınca bir sonraki kabusum Anneler Günü, ardından da Babalar Günü olacak... İşin ilginci tüm bu günler arasında en az reklamını yaptığımız Babalar Günü, 2010 yılında en çok harcama yapılan özel gün olmuş. Burdan ne sonuç çıkarmalıyız acaba?

    24 Ocak 2011 Pazartesi

    Gerilla Reklamcılık

    Gerilla Reklamcılık kitabındaki işlere ciğercinin kapısındaki kedi gibi bakarken birkaç tanesini burdan paylaşasım geldi.
     
    Uluslararası Af Örgütü için yapılmış bu manken eller, Frankfurt'un sıkça kullanılan kavşaklarındaki trafik ışıklarının yanında bulunan mazgallara, insan hakları ihlallerine dikkat çekmek için tutturulmuş. Çok etkileyici değil mi? (Ellerin üstüne yanlış fikir yazılmış)
    Bu gerçek boyutlardaki balerin fotoğrafı da Joffrey Bale Okulu'nun tanıtımını yapmak için NewYork'da bir döner kapıya yerleştirilmiş. Kapı döndüğünde balerin de ayakucu dönüşü (piruet) yapıyor :) Çok zekice!
    Bu siyah patinaj izleri Avustralya sokaklarında boy gösteriyor. Caddede başlayıp duvarda, direkte, otobüs durağında ya da park banklarında  "içkili araba kullanmanın sonu burasıdır" cümlesiyle bitiyor. Durup da bakmayacak biri olduğunu pek sanmıyorum.
    Bu da bir haylice komik bir uygulama. Markete gidiyorsunuz ve kasada ürün ayırıcı barı kaldırmakta bir hayli zorlanıyorsunuz neden? Çünkü içi kurşunla ağırlaştırılmış. Kamera şakası gibi yani :) Üstünde "ağırlık kaldırın" yazıyor. Gold's Gym Vancouver'deki şubesinin yanındaki bir süpermarkette insanların kondisyonlarını düşünmeleri için böyle bir uygulama yapmış. Hem çok basit hem de çok eğlenceli bence.

    21 Ocak 2011 Cuma

    Bu Aralar...

    Bu aralar blog yazmıyorum çünkü bla bla bla... Vazgeçtim ya sıralamayacağım bahanelerimi... Kısa ve net olarak söyleyebilirim ki tembellik yapıyorum. Iphone'umla yatıp iphone'umla kalkıyorum. Laptopuma ise parmağımı bile sürmüyorum. Ne biçim bir hastalık bu iphone hiç anlamadım. İlk heves dedim ama aylar geçti hala elimden düşürmüyorum. Babam modern tesbih diyor, her dakika elimde gördüğü için :) Spora da gitmiyorum aylardır. Tembellik dediğin böyle bir şey işte. Ama meditasyona başladım. Oturduğum yerden zihin jimnastiği yapıyorum :) Son zamanlarda çok kitap da okumuyorum. En son Pucca'nın "Küçük Aptalın Büyük Dünyası"nı okudum. Tabii kitaptan sayılırsa...
    Ama çok eğlendim çıtır çerez... Şimdi ise Osmanlı'da bir İngiliz Gelin var baş ucumda. Bugün yarın derken 1 hafta oldu ona da daha başlayamadım. Tudors izledim en son. Tek kelimeyle BAYILDIM. Şimdi ise Dr. House ile aşk yaşamaktayım. Aşk demişken çözemedim ben daha o konuyu. Hala tek aşkım kedim :) Ayrıca son aylarda Twitter'da bir ömür tüketir oldum. Iphone gibi o da bir hastalık oldu bende. Onun dışında mutluyum, huzurluyum... Dance, love, sing and live dörtlüsüyle hayatımı anlamlandırmaya çabalamaktayım.

    20 Ocak 2011 Perşembe

    My New Motto

    Sing a song every day. Keep your voice high. And feel better...

    1 Mayıs 2010 Cumartesi

    Je T'aime Strasbourg

    Geçen hafta bu saatlerde Strasbourg'daydık. Hava da aynen bugünkü gibi günlük güneşlikti. Strasbourg'a gitme fikri pek tabii ki babamdan geldi. Açık söylemek gerekirse ben böyle güzel bir şehrin varlığının farkında bile değildim. Cumartesi sabahı saat 6'da Münih garından trene bindik. 4 saatliklik rahat ve keyifli yolculuğun ardından Strasbourg'a vardık. Avrupa'da trenler oldukça temiz ve rahat olmalarına karşılık bir o kadar pahalı. Uçak biletimizle tren biletimiz aynı fiyataydı o kadar diyeyim size.
    Münih-Paris Est treni Ausburg, Ulm, Stuttgart, Karlsruhe istasyonlarında durduktan sonra Strasbourg'a vardı. Sonra da Paris'e doğru yoluna devam etti. Sanırım Strasbourg-Paris arası da 5-6 saat olsa gerek. Strasbourg tren istasyonu şehirin oldukça içinde. Bizim otelimiz de şansımıza hem tren istasyonuna hem de şehrin merkezine yakın bir yerdeydi. Elimizle koymuş gibi bulduk :)Sonra da elimizde haritalarımızla şehri keşfe koyulduk. Kleber Meydanı'ndan geçerek meşhur Notre Dame Katedrali'nin bulunduğu Gutenberg Meydanı'na geldik. Bu meydanların arası 5 dakika yürüme mesafe. Ve burası şehrin merkezi sayılıyor.Katedrali'n yanından Minitram'a bindik. Minitram şehrin içinde 40 dakikalık mini bir tur yapan turist bir tren. Trenden çok oyuncak trene benziyor o da ayrı. Her yarım saatte bir katedralin yanından hareket ediyor ve kişi başı 5,40 Euro. Tren yolculuğu boyunca şehir hakkında tarihi bilgi alıyorsun ve fotoğraf çekiyorsun.
    Fakat müthiş yavaş gezen bu tren yolculuğu sırasınca şunu keşfettik ki aynı tur yürüyerek de pek rahat yapılabilir. Bu nedenle trenden indikten sonra aynı güzergahı bir de yürüyerek gezdik ve bol bol fotoğraf çektik. Ve pek tabii zamanımızın büyük bir kısmını Petite France'a ayırdık. Çünkü şehrin en güzel ve en turistik kısmı burası.Sizi hemencecik içine alan bu sempatik ve güzel şehir 1-2 saat içinde bizim şehrimiz oluverdi ve sokaklarında sanki uzun yıllardır geziyormuşcasına bir güven içinde dolanmaya başladık.Hiç ürkütücü olmayan, güven ve huzur veren bu şehri sevmemiz için birkaç saat gezmemiz yetti. Fransa'nın kuzey-doğusunda yer alan fakat hem Alman hem de Fransız kültürünün izlerini taşıyan bu şehir aynı zamanda Avrupa'nın başkenti kabul ediliyor. Ortaçağ ve Rönesans mimarisinin özelliklerini taşıyan Alsace evleri, kanalları ve minik köprüleriyle kartpostal gibi bir şehir burası. Gün boyu sokaklarını arşınlayıp pestilimiz çıktıktan sonra akşam yemeğine kadar otelde biraz dinledik. Sonra da akşam yemeği için rotamızı yeniden Petite France'a çevirdik. Buradaki oldukça tipik restoranlardan birinde güzel bir Fransız yemeği yiyelim istedik. Soğan çorbası ve creme brulee bence muhteşemdi. Kuşkonmaz yemeği ehh işteydi. Sümüklü böceğin ise sadece sosunu tatmaya cesaret ettim ama sosu çok güzeldi itiraf edeyim.Gece şehirde dolaşırken tanımadığımız insanların bize İyi Akşamlar demesi, garsonların müthiş kibarlığı ve herkesin güleryüzlü olması kendi ülkemin hödük insanlarını düşününce ister istemez beni çok etkiledi.
    Ertesi şehrin kanallarında bot turu yaptık. İşte bu Strasbourg'a gelen herkesin yüzde yüz yapması gereken bir gezi. Kanalların arasından, ördek ve kuğuların yanından geçerken ruhumuz arındı. Yeşillik bir yandan, evlerin güzelliği bir yandan, resmen büyülendik.Batorama bot turu 1 saat sürüyor ve kişi başı 8 Euro. Üstü kapalısı ve açığı var. Biz hava çok güzel olduğu için açığını tercih ettik ve tişörtle yandık kavrulduk. Havanın ne kadar sıcak olduğunu siz düşünün. Avrupa Parlamento binasına kadar süren yolculuğun sonunda buz gibi bir birayı hak ettik :) Biraz alışveriş biraz gezinme derken aynı gün 6 treniyle de Münih'e geri döndük.

    29 Nisan 2010 Perşembe

    Türkiye'den Almanya'ya Almanya'dan Fransa'ya

    Pasaportlarımızda kuzu gibi yatan Schengen vizemiz bizi dürttü. Baktık 23 Nisan tatili hafta sonuyla birleşiyor. Üstelik Pegasus havayolları 50 Euro'dan başlayan fiyatlarla Avrupa'ya götürüyor. Kuzenler de bizi yıllardır Münih'e çağırıyor. 23 Nisan sabahı atladık Münih'e gittik. Günlerce uçuşları iptal eden kül bulutları çok şükür önümüzü, yolumuzu kesmedi. Günlük güneşlik bir havada Münih'e vardık.
    Münih'e ilk gidişimiz olmadığı ama son gidişimizin üstünden de uzun yıllar geçtiği için 4 günlük tatilimizin 2 gününü Münih'e, kalan 2 gününü ise Strasbourg'a ayırdık. Keyifli Münih ziyaretimizden ayrıntılar bir sonraki yazıya kalsın.
    Masal şehir Starsbourg'un 2 fotoğrafıyla bir giriş yapalım. Ballandıra ballandıra anlatmayı mesai bitimine bırakalım :)

    23 Mart 2010 Salı

    YeniBen!

    Son zamanlarda pek bir ihmal etmişim blogumu. Yine çok uzun bir ara olmuş. Haftalar haftaları kovalamış, zaman su gibi akmış... O zaman kısa bir özet yapalım gezilenleri, görülenleri, yaşananları bir bir anlatalım. Bugünün konusu spor olsun.
    Son 1 aydır hayatımda yaptığım en büyük yenilik spor. Uzun bir aradan, uzun araştırmalardan sonra Celebrity Fitness'da yeniden spora başladım. Herkes bilir ben hayatımın hiçbir döneminde çok düzenli olarak spor yapmadım. Üstelik oldukça da tembelim bu konuda. Ama konu sağlık olunca ve üstelik insanın işi benimki gibi masabaşı olunca, hareketsizlik ve stres bir süre sonra çekilmez bir hal alıyor. Kilolar birer ikişer vücuda yapışmaya, pantolonların düğmeleri sıkmaya başlayınca başta umursamaz bir tavırla hepsini bir torbaya doldurup verdim.

    Ama olay kiloyla bitmiyor, mide ağrısı, göz ağrısı, baş ağrısı derken. Çözümün bir iki hap ya da kısa süreli dinlenmeler olmadığını anlamakta zorlanmadım. Sırtımın her santimetrekaresinin tutuk olmasının tek bir nedeni var. Tüm gün parmaklarımdan başka hiçbir yerimin çalışmaması. Düzensiz beslenmeden, hızlı yenen fast food tarzı yiyeceklerden bahsetmiyorum bile.

    Geçen sene sigarayı bıraktığımın için aldığımın ve bir daha geri vermediğim birkaç kilonun derdinde değilim aslında. Çünkü sağlığım için aldığın bu karar benim için altın değerinde. İnsan sağlığına zarar vermek için her gün düzenli olarak zaman ve para harcar mı? Ben sigara içerek bunu yapıyordum işte.

    Peki insan daha sağlıklı olmak için düzenli olarak zaman ve para harcar mı? Şimdi de spor yaparak bunu yapıyorum işte. Evet radikal bir kararla haftamın 3 gününü spora ayırmaya karar verdim. Şirketteki kızların da gazıyla Etiler'deki spor salonuna yazıldım. Aletlerle aram yine iyi değil ama dersler oldukça eğlenceli geçiyor. Özellikle Body Pump ve Body Balance favori derslerim.


    İlk günler çektiğim ağrılar yılların tembelliğinin bir cezasıydı ama şimdi çok daha az zorlanarak hiç bir yerim ağrımadan yapıyorum dersleri. Hem ter hem de stres atıyorum. Üstelik fiyatı da birçok spor salonuna göre oldukça uygun. İlgilenenlere tavsiye ederim.

    Merak edenler için:
    BODYPUMP™ is the original barbell class that strengthens your entire body. This 60-minute workout challenges all your major muscle groups by using the best weight-room exercises like squats, presses, lifts and curls. Great music, awesome instructors and your choice of weight inspire you to get the results you came for – and fast!

    BODYBALANCE™ is the Yoga, Tai Chi, Pilates workout that builds flexibility and strength and leaves you feeling centered and calm. Controlled breathing, concentration and a carefully structured series of stretches, moves and poses to music create a holistic workout that brings the body into a state of harmony and balance.


    9 Şubat 2010 Salı

    :)

    Güzel günler yaşıyorum, güzel haberler alıyorum...

    Mutlu, umutlu ve heyecanlıyım. İlk defa bu kadar hafif olmama karşılık ayaklarım yere bu kadar iyi basıyor.

    Vision boarduma her gün bakıyorum. Her gün yeni güzelliklerle karşılaşıyorum. İçim kıpır kıpır, kalbim güm güm...

    Pozitif düşüncenin gücüne tüm kalbimle inanıyorum. İyi olacak dedikçe, iyi oluyor...

    Evren gülen yüzüne gülen yüzüyle karşılık veriyor :))

    25 Ocak 2010 Pazartesi

    Çok Acil Yardım!!!

    Hayvan dostlarımızın yardıma ihtiyacı var. Kangurum'dan online alışveriş yapın. Onlar sizin adınıza Yedikule Hayvan Barınağı'na ulaştırsın.
    http://www.kangurum.com.tr/kangurum3-web/donationProducts.do?donationinstituteid=3

    En acil ihtiyaçlar : Makarna, süt, yaş mama...

    24 Ocak 2010 Pazar

    Bu Hafta Sona Ermeden...

    Haftanın son günü, son saatler...
    Bu hafta sona ermeden notlarımızı düşelim.
    Cuma akşamı iş çıkışı Demetlerdeydim. Çayımız, böreğimiz, keyfimiz yerindeydi. İnsanın arkadaşları gibi var mı. Tüm haftanın yorgunluğunu üzerimden aldı. Özgür ve Demetciğim İstanbul'a dönmekle ne iyi yaptınız...

    Beyaz bir İstanbul'a uyandım Cumartesi sabahı. Ama iyi öğrenciğim ya, kar demedim, kış demedim direksiyon dersi için yollara düştüm. Ama ders iptal oldu maalesef :( Olsun varsın yumuşacık karda yürümek de keyifliydi. Bir de karı insanın gözüne gözüne sokan rüzgar olmasa. Emine Teyzemi ve bababannemi ziyaret ettim fırsat bu fırsat. Karın iyice yoğunlaştığı saatlerde dönüş yoluna geçtim. Geceki programım iptal olur diye hayıflana hayıflana...

    Ama yağan onca kara rağmen program gerçekleşti. Karlı bir Cumartesi gecesi Nevizade'de sıcak bir muhabbet tüm karları eritti :)

    Bugün keyif günü ilan edildi. Fırında sakızlı, tarçınlı kurabiye pişirildi. 5 çayına annemlere gidildi. Keyfim yerinde ya en sevdiğim oyuncunun filmi dvd'de izlendi.

    Gael Garcia Bernal'ın tüm yakışıklılığına rağmen film benden geçer notu zor aldı. Saplantılı, hastalıklı bir aşkı anlatan film, oyuncuların başarılı performasına rağmen, senaryodaki kopukluklar, iyi işlenmemiş kurgu ve karakterlerle benden ancak 5 aldı. (İmdb notu ise 5.8)

    Bu arada kurabiyenin tarifini de vermeden geçmeyeyim çünkü ilk denememe rağmen çok başarılı oldu.

    125 gr margarin (oda sıcaklığında)
    1 çay bardağı sıvıyağ
    1 çay bardağı pudra şekeri
    Aldığı kadar un
    Çok az süt (2 kaşık kadar)
    1 çay kaşığı kabartma tozu
    1 çay kaşığı tarçın
    2 çorba kaşığı sakız reçeli veya bir-iki parça damla sakızı

    Hepsini bir güzel karıştırıp kulak memesi kıvamına gelene kadar hamuru yoğuruyorsunuz. Sonra hamurdan küçük parçalar alıp elinizde yuvarlayarak fırın kağıdı serilmiş tepsiye diziyorsunuz. Hepsi bu kadar. 180 derece ısıtılmış fırında üstleri kızarana kadar pişirdikten sonra afiyetle yiyebilirsiniz. Ben üstüne pudra şekeri de serptim şahane oldu.