Datça bence hiç abartılacak güzellikte bir yer değil, en azından benim gördüğüm kadarı ile değil. Yani bir kere görmek lazım ama ikincisine gerek yok. Ama gizli kalmış koyları varsa bilemem. O kadar uzun uzadıya kalamadık Datça'da. Çünkü Knidos'a kadar gitmeye şartlamıştık kendimizi. Knidos ise parmakla gösterilecek güzellikte. Ama kesinlikle deniz yolundan ulaşımı tavsiye ediyorum. Çünkü karayollu stres yapıyor insanda. Yol boyunca küçük köylerden geçtik. Kapı önünde oturan teyzeler dayılar "hoşgelmişsiniz" diye karşıladılar bizi. Benim gibi bir İstanbullu için bu da garip tabii. Millet aynı plazada çalıştığı insanlara bile selam vermezken, aynı apartmanda oturup birbirini tanımazken, el sallayan gülümseyen köylüler pek bir hoşuma gitti. Tabela kıtlığı olduğu için hepsine Knidos'u sorduk. "Doğru git doğru" diye cevap aldık. Biz doğru gidiyoruz da bir yerde yol ikiye ayrılıyor. Orda da işte sezgilerine güveneceksin. Neyse sonunda Knidos'u bulduk. Ama biz yanlış yoldan geldiğimize çok eminiz, kesin buranın doğru düzgün bir başka yolu vardır diyoruz. YOKMUŞ :( Buraya daha elektrik bile gelmemiş. Ama Amerika'dan, İtalya'dan, İngiltere'den yatlar gelmiş... Pes diyorum başka da bir şey demiyorum.
24 Ağustos 2008 Pazar
TATİL 3. DURAK DATÇA&KNIDOS
Datça bence hiç abartılacak güzellikte bir yer değil, en azından benim gördüğüm kadarı ile değil. Yani bir kere görmek lazım ama ikincisine gerek yok. Ama gizli kalmış koyları varsa bilemem. O kadar uzun uzadıya kalamadık Datça'da. Çünkü Knidos'a kadar gitmeye şartlamıştık kendimizi. Knidos ise parmakla gösterilecek güzellikte. Ama kesinlikle deniz yolundan ulaşımı tavsiye ediyorum. Çünkü karayollu stres yapıyor insanda. Yol boyunca küçük köylerden geçtik. Kapı önünde oturan teyzeler dayılar "hoşgelmişsiniz" diye karşıladılar bizi. Benim gibi bir İstanbullu için bu da garip tabii. Millet aynı plazada çalıştığı insanlara bile selam vermezken, aynı apartmanda oturup birbirini tanımazken, el sallayan gülümseyen köylüler pek bir hoşuma gitti. Tabela kıtlığı olduğu için hepsine Knidos'u sorduk. "Doğru git doğru" diye cevap aldık. Biz doğru gidiyoruz da bir yerde yol ikiye ayrılıyor. Orda da işte sezgilerine güveneceksin. Neyse sonunda Knidos'u bulduk. Ama biz yanlış yoldan geldiğimize çok eminiz, kesin buranın doğru düzgün bir başka yolu vardır diyoruz. YOKMUŞ :( Buraya daha elektrik bile gelmemiş. Ama Amerika'dan, İtalya'dan, İngiltere'den yatlar gelmiş... Pes diyorum başka da bir şey demiyorum.
23 Ağustos 2008 Cumartesi
TATİL 2. DURAK MARMARİS
Cumartesi ve Pazar Özdere geçirdiğim günlerin ardından 20 Temmuz Pazartesi sabahı Burcu'yla düştük Marmaris yollarına. Ben İstanbul'dayken bu yolculuğumuz için bir yol Cd'si yapmıştım. Ama arabaya binince gördüm ki Burcu'nun şirket arabasında sadece radyo var. Yollarda da doğru düzgün tek çeken radyo TRT FM. Böylece klasik müzik dinleyerek uzandık güneye. Güzel yurdumda yol boyunca duracak bir doğru düzgün yer bulamadığımızdan Çine'de bir ihtiyaç molası verdik. Çiş kokulu Çine hafızamıza böyle yer etti :) 3 saat sonra Marmaris'teydik. Marmaris'e 90 senesinden sonra ilk defa gittimden hiçbir yer tanıdık gelmedi bana. 18 senede haliyle çok değişmiş, çok gelişmiş. Ama görmeyenlere ya da uzun süredir gitmeyenlere ısrarla tavsiye ediyorum. Marmaris, Antalya ve Bodrum civarına oranla o kadar yeşil ki. Çam ağaçları denize kadar uzanıyor. Denizi de havası da çok sıcak değil. En azından bizim gittiğimiz dönemde değildi. Ben bir gece üşüyüp hırka bile giydim. Üstelik gece hayatı barları, diskoları, kafeleri, restoranları birçok yerle yarışacak düzeyde. Açıkçası ben böyle bir şey beklemiyordum. Üstelik turisten geçilmiyor. Ağırlıklı olarak İngiliz ve Ruslar var. Türk turist o kadar az ki insan sanki yurtdışında tatil yapıyormuş gibi hissediyor. Bizim otelimiz İçmeler mevkiindeydi. Oldukça doğru bir seçim yapmışız çünkü İçmeler merkeze en yakın mesafede ve denizi süper. 90 senesinde Turunç'da kaldığımızda merkeze inmek için 1 saat yol gitmek gerekiyordu. Yol bir hayli uzun olduğundan ulaşım denizden motorla sağlanıyordu. Tabii hal böyle olunca da motor saatlerine bağlı kalmak zorunda kalıyorsun. Onun için Marmaris'e yeniden gidersem seçimimi yine İçmeler'den yana kullanacağım. Bizim kaldığımız Marmaris Park, 5 yıldızlı olmasına karşılık Antalya'daki otellerle kıyaslanamayacak kadar eski ve mütevazi bir oteldi. Ama bence çok daha samimi ve sıcak bir oteldi. Çam ağaçlarımız ve hiç susmayan cırcır böceklerimizle 5 gün kaldık orada. Ama herşey dahil diye kendimizi kapamadık oraya. Arabayla Datça, Knidos yaptık. Tekne turuyla civar koyları dolandık. Ve tabii ki gece hayatına aktık. Oralarla ilgili izlenimlerim bir sonra ki yazıya.
13 Ağustos 2008 Çarşamba
TATİL 1. DURAK ÖZDERE
Evet efendim 1 yıldır beklediğim tatilim geldi de geçti bile. 2 koca haftayı geride bıraktık. Ama o kadar çok gezdim, o kadar çok eğlendim, o kadar çok dinlendim, o kadar çok anlatacak şey var ki... En baştan başlayalım. Bir yazı dizisi yapalım ne dersiniz?
İlk durağımız Özdere. Benim çocukluğumun geçtiği hemen her yaz gittiğim, çocukken tüm yazımı geçirdiğim İzmir'e bağlı mütevazi tatil beldesi. Buradaki yazlığımızın dili olsa da anlatsa. İlk annemin karnında gitmişim oraya, tabii benden öncesi de var. Ama elektriğin bile olmadığı o dönemlere şimdi girmeyeceğim. Çocukken bahçesinde koştuğumuz, ağaçtan evimizin üstünde oyunlar oynadığımız, barbie bebeklerle çay partileri düzenlediğimiz, taşları boyadığımız, bahçesine çadır kurduğumuz çocukluk günlerimiz çok geride kalsa da dostluklarımız baki. Biraz biraz büyümeye başladığımız günlerde buradan yazlık mı alınır diye hayıflandığımız, diskosu, barı, piyasası olmayan bu yerde o kadar güzel anılar biriktirmişiz ki... İyi ki de büyükbabamlar buradan bir yazlık almışlar. Daha doğrusu elleriyle bu yazlığı yapmışlar. O yıllarda kaçak olarak Merkez Bankası'na girme çabalarımız, Askeriye'ye girmek için attığımız binbir takla bugün bile düşününce beni çok eğlendiriyor. Sahilinde az mı içtik, kumsalına az mı kustuk, neler neler... Herbiri başlı başına bir konu başlığı olur. Yüzmeyi orada öğrendim, ilk kez orada sarhoş oldum, ilk aşkımla orada tanıştım daha neler neler... Bugünse kalabalıklaşmasına rağmen güzelliğinden hiçbir şey kaybetmeyen bu yerde en sevdiğim şey eski arkadaşlarıma rastlamak, eski günlerden konuşmak. Sanırım en çok burada büyüdüğümü hissediyorum. Evlenenler, çocuklananlar derken havası, suyu değişmeyen bu yerde tek değişenin biz olduğumuzu anlıyorum. Cüneyt ile tanışmamıza vesile olan bu yerde geçmişe dalıp gidiyorum. Kısacası Özdere benim için zaman tüneli gibi. Hayattan göçüp gidenler, hayatımızdan çıkıp gidenler derken kalanların değerini daha da çok anlıyor insan. Burcu benim yazlıktan arkadaşım yani çocukluk arkadaşım. Sadece birbirimizi yazları görmemize rağmen bunca yıl hiç kopmadık. Her yaz birlikte tatil yaptık ama hep Özdere'de yaptık. Bu yaz ise bir değişiklik yaparak Özdere'de buluşup kendimizi yollara attık. Ben 18 Temmuz Cuma akşamı atladığım gibi otobüse geldim Özdere'ye. Aslında 2 gün kalıp babaannemi görmekti niyetim ama bana son dakikada sürpriz yapan kuzenim, karısını ve kızını alıp haftasonu için geldi Denizli'den. Kuzenim Kaya her Özdere anımın değişmeyen kahramanı. Çünkü birkaç yıl öncesine kadar yani hayat kavgasına düşmediğimiz günlerde Kaya tüm yazını burada geçirirdi. İzmir'de yaşadığı için onu da sadece yazları görebilirdim ama birlikte büyüdük diyebilirim. Çocukken bebeğimi balkondan sallandırır atmakla tehdit ederdi, büyüdüğümüzde ise ben erkek arkadaşımla rahat buluşabileyim diye evden benle birlikte çıkar, tüm gece tek başına dolanır beni beklerdi. Sonra sanki tüm gece birlikte takılmışız gibi eve birlikte dönerdik. Şimdi ise baba olmuş kızının peşinden kumsalda koşuyor :) O hafta sonunu birlikte geçirdik. Burcuların balkonunda oturup eskileri yad ettik. Sonra onlar evlerine döndüler biz ise Burcu ile Marmaris yoluna koyulduk.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)